genelde açık veya kapalı sosyal alanlarda yüksek oranda gözlemlenirler. bol bol yer vardır ama teyze/amca/vs gider sizin burnunuzun dibine girer. ya da birbirleri ile kümeleşirler, sanki liken hayatı yaşıyorlar mınako.
(bkz: liken hayatı yaşamak)
kardeşim, etrafta yer var. bol bol alan var. oturacak yer var. kimse kimsenin yerini kapmıyor. uslu uslu dur durduğun yerde. niye bana sıkıntı veriyorsun? burası senin evin değil ki bir metreden fazla yakın olalım. bakın konuşmaya çalışanları hiç katmadım bile, eskiden keriz gibi kibarlığımdan gerekli gereksiz konuşan herkesle konuşurdum. artık o kadar sıtkım sıyrıldı, insanlara tahammülüm azaldı ki ya görmemezlikten geliyorum ya da çıkışıyorum. herkese değil tabii. makul olana, gerçekten yardım isteyene bu ancak benim yapacağım bir şeyse o an için, kapım sonuna kadar açık. ama bu insanların istediği yardım değil, rahatsızlık vermek. bilinçli veya bilinçsiz yapmaları beni ilgilendirmiyor. rahatsız oluyorum. ben de insanım, diğerlerinden bir farkım yok. diğerlerine karşı saygılı olanın da bir farkı yok. kişisel alanı tanımak zeka ile, tahsil ile edinilen bir şey değil, doğuştan da gelmiyor ama öğrenilebilir. tabii karşınızdaki, öğretilebilir geri zekalıysa.
mesela bir seferinde atm'de işlem yapacağım. zaten epi topu dört kişiyiz, sayı ile 4. birisi işlem yapıyor, ben de milletin dibime girmesinden hoşlanmadığım ve dahi rahatsız olduğum için ve zaten zaten atm balkon gibi bir yerde olduğu için kenarda bekliyorum. yağmur yağmıyor ki saçak altına sığınalım. yani sıkışmamızı gerektirecek hiçbir sebep yok. arkamdaki insan müsveddesi hatun ben para çeken adama o mesafeyi tanıdım diye cıngar çıkardı, ben de durur muyum, pat pat sosyal alanlarda aslında birbirimize tanımamız gereken mesafeden girdim insana saygıdan çıktım. papaz olduk, çirkef çamur bir kadındı. o an bir kılıcım olsa belden aşağı ve belden yukarı olmak üzere ikiye bölebilirdim kendisini. gereksiz yere anksiyete yarattı, toplum huzurunu bozdu. görgüsüz!
mesela hastanelerde bir de konuşmaya çalışma kısmı vardır. sanki sosyal terapi yapılıyor ankaralı mırnav kediler! herkes karısından, kocasından, çoluğundan çocuğundan, işinden gücünden, akşama pişireceği yemekten, hangi hastalıkları olduğundan, ne tedaviler uygulandığından, o sırada orada neden bulunduğundan bahsetmek zorunda da benim mi haberim yok? neyse ki o kadar çok gına geldi ki bu insanlardan artık görmezden gelme, duymazdan gelme, ısrar edene sen mi tedavi edeceksin deme, hastalığını anlatana bunları bana değil doktora anlat, ben doktor muyum kardeşim diye çıkışma, çok ısrar edenlere sana ne yarraam deme gibi savunma yöntemleri geliştirdim. evet savunma yöntemleri çünkü orada bulunan kimsenin kimseyi bu şekilde taciz etme hakkı yok. taciz deyince insanların aklına cinsel taciz geliyor. hayır kardeşim, değil. aç bak sözlüğe: taciz. sırf aynı mekanda bulunma zorunluluğundan dolayı ne çeneni, ne otobüse binerken yere attığın sigaranı ve yüzüme pervasızca üflediğin dumanını ne de dibime girmenin verdiği rahatsızlığı çekmek zorunda değilim. bunu o saksı kafana iyice bir sok arkadaşım. çoluğuna çocuğuna da sahip ol, ayak altında dolaştırıp milleti düşürme ya da kendisini yaralama gibi olaylara mahal verme.
bunları yapmazsan ne mi olur? bana bir şey olmaz demem. etrafımdaysan burun deliklerim bana yarattığın sıkıntıdan ötürü kocaman açılır ve burnumdan solumaya başlarım. neden? çünkü nefes alamıyorum. birisi gereksiz yere dibime girdiği zaman nefes alamıyorum. yine bir kılıcım olsa, bir metre yakınımdakileri kılıçla ikiye bölebilirim; bir metreyi aşan ama her an girebilecek gibi olanları da ortadan ikiye bölmem ama kılıcın ucu ile şöyle bir dokunurum, dürterim ki edebinle uzaklaş. yani her an bir hulk'a, bir zeyna'ya, v for vendetta'ya dönüşebilirim. sonra gelip de bana niye ben uçan tekme yedim birdenbire diye ağlama.
o kadar çoksun ki, o kadar bencil ve saygısızsın ki artık sana tahammülüm yok. toplum içinde millete yapışarak var olacaksan hiç varolma. toplum böyle bir şey değil. liken hayatı değil. göt göte yaşamak zorunda değiliz. birlikte yaşamaktan kasıt bu değil.
demem o ki, sosyal alanlarda dibinizde burun delikleri kocaman açılmış ve burnundan soluyan birini görürseniz uzaklaşın. o kişi ben olabilirim.
kimse size derdini anlatmak zorunda değil. siz efendi olun, uzaklaşın. ve eğer o kişi bensem birazdan bir patlama yaşanabilir, sonuç: topuklarınıza vura vura uzaklaşın. uzayın oradan. deli berte geliyor. (titre oligarşi parti cephe geliyor tadı)(yakaladım ansızın oh bebek)(evet yaptım bunu)
sonra gelip bana deliberte neden insan içine çıkmıyorsun diye gelmeyin. vaziyet bu ve ben elimden geleni yapıyorum. kılıcım da şansınıza henüz yok. olsa kesin toplum içine çıktığım günlerde birkaç kere kullanırım. almıyorum çünkü gerek yok bu niteliksiz çoğunluk yüzünden bedel ödemeye.
ev telefonuna sıklıkla, cep telefonuna orta sıklıkla uyguluyorum. bazen de uygulamadım diye kendime kızıyorum. iş zorunluluğu yoksa zaten arandım diye ille de konuşacağım diye bir şey yok derken telefonumun çalması... açsam mı... açtım çünkü önemliydi ama duymadıysam açmadıklarımın yanında duyup da açmadıklarım da çok. hemen insanların arkasından burnu büyük, şöyle böyle, umursamaz, nankör, bize küstü, beni sevmiyor diye hikaye yazacağınıza aradığınız kişiyi gerçekten tanısaydınız böyle hikayeler yazmanıza gerek kalmazdı. ben artık, evet açmadım, diyorum, niye müsait olmadığımı anlatmama gerek olmadığı gibi tamamen benim insiyatifime kalmış.
insanlık hali her şey olabiliyor, çok ters bir zamanda arayabiliyorsunuz, çalışmanın tam ortasında arayabiliyorsunuz. ben kafamı işime vermişken ki zaten bir masaya oturma problemi yaşayan insanım, ev telefonunun çalıp da berteğğğ ay sizi çok merak ettik, evi arıyoruz arıyoruz açmıyorsunuz vık vık, ay nasılsınız vik vik, niye gelmiyorsunuz bık bık denmesini istemiyorum, hele o iç bayıcı kuruntu yapıcı ses tonu ile hiç istemiyorum. beni aramayan insanlarla muhatap olmak istemiyorum. annemin kulakları duymadığı için telefonu açmak zorunda kalmaktan nefret ediyorum. telefona annem değil de ben çıktığım için çocukluğumdan beri beni tanıyan ama sonradan "marjinal olduğum" için, kendi uydurması, "konuşulacak durumda olmadığım için", kendi düşüncesi, telefona ses bile vermeyen dandun teyzenin saatler süren çaldırmaları ile işim gücüm bölünsün istemiyorum. telefonu annem açıncaya kadar tekrar tekrar arasın istemiyorum. telefonun fişini çekiyorum, annem kızıyor. en son sessize al butonunu keşfettim, kimseye açmıyorum. çünkü ay ne yaptığımızı, niye sesimiz soluğumuz çıkmadığını hayatta anlamayacakları halde tekrar tekrar soran insanlarla muhatap olmak istemiyorum. kerhen söylenen iyiyim'in, iyiyiz'in durumumuzun bilinmesine rağmen ciddiye alınıp niye görüşülmediği üstüne sitem üzerine sitem dinlemek istemiyorum, kerhen iyiyiz'in altındaki her gün bizzat yaşadığım şeyleri tekrar tekrar anlatmak istemiyorum. kıytırık bir telefon konuşması tüm modumu siksin atsın istemiyorum. insanların anlayışsızlığına durduk yere bir telefon ile maruz kalmak istemiyorum.
bu paragrafı yazarken yine telefonum çalıyor, önemli. ama açmıyorum, çünkü çok önemli olduğu halde üç haftadır telefonlarıma bakılmamış, kötü konuşmak istemiyorum. başkasına devrediyorum.
ne çok ama ne çok hayatımız bölünüyor gerekli gereksiz telefonlarla. sınırsız tarifelerle beynimiz sikiliyor.
merhaba bu insan benim yazıp kaçacaktım. içimdeki doluluğu durduramadım, biraz kustum. bu sadece birazı, daha çok var.
tam da bugün bir arkadaşım durup dururken insanların mutlaka sevgilisi olmak zorunda mı diye sordu, aslında soru değildi, sevgili taklidi yapan ve sevgilisiz yaşayamayan(yazık lan), varlıklarını sadece sevgilisi olma durumu üzerinden anlamlı kılan, elinde kendisini mutlu edecek, tatmin edecek, başarı gösterdiği başka bir şeyi olmayan zavallı insanların sahte tavırlarından rahatsız olanın bir kendi olup olmadığını merak ediyordu. konuda hemfikir olduğumuz için sahteliklerinden ötürü acıdığımız mutlaka bir sevgilim olmalı insancıklarının aslında ne kadar zavallı, zayıf insanlar olduğunu rahatlıkla söyleyebildik birbirimize. güzel, akıllı, seksi, zeki, çevik, ahlaklısınız ama sevgiliniz yoksa sorunlusunuz diye kafamızı sikecek kimse yoktu. what a relief!
ben gerçekten hayatının anlamını bir sevgilisi olması üzerinden tanımlayan insanlara acıyorum. bu insanlar sevgilisiz yaşayabilen insanın, yani konu mankenimizin, özgüvenini, kendisini tanımladığı ve gerçekleştirdiği sevgililik dışında işi, hobisi, lobisi, maddi manevi tatmin olma halini kıskanıp kendisini aşağı gördüğünden bu insanı sorunlu addedip kendisini temize çekmeye çalışır ama o defterdeki her şey gitse de silgi izleri gitmediğinden asla başaramaz, bu onu daha da saldırganlaştırır.
efendim kadınsanız frijitsiniz, lezbiyensiniz (oha! çünkü lezbiyenler aşık olmuyor, sevgilileri olmuyor, sevmiyorlar) soğuksunuz, bir erkeği tatmin etme yetisinden yoksunsunuz; erkekseniz çükünüz kalkmıyor, kalksa bile tam sertleşemiyor, sertleşse bile o sertlikte kalamıyor yani beceremediğiniz için siz sevgilisiz yaşamaya mahkum oluyorsunuz bu küçük insanların küçük beyinlerinde.
çünkü sağlıklı bir insan mutlaka sevişmek ister ve siz sağlıksızsınız çünkü sevişmek istemiyorsunuz, oysa sırf cinsel ihtiyaçlarınızı gidermek için ilk kuru dalla çiçekleanladın sen gelene gitmeliydiniz, sağlıksınız işte banane banane...
aynen busunuz işte bu insanı eksik/yazık tanımlayanlar. izanınızı skiim.
(16.05.2011 02:06)
"unutma ki, yalnız olmak; yanlış yerde ve yanlış bir kalpte olmaktan iyidir."