kedi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kedi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Eylül 2012 Cuma

Sokak hayvanlarının toplatılması

armandez de vitoro çok da güzel dile getirmiş, hani derler ya, bunu yapan insan olamaz diye, bunu değil yapan, düşünen, yasa teklifini veren insan olamaz. ya da olur, insan tanımınıza bağlı, arsızca yaladım leoparı'nin dediği gibi bu durum; insanoğlunun, yeryüzündeki en vahşi, en zararlı, en tecavüzcü, en katil tür olduğu gerçeğinin 8.344.567.899'uncu tezahürü.

bakın armandez ne demiş:

"cok zalimce.

yemin ediyorum en inancsiz insanin bile yapabilecegi bi sey degil; ki bu tasariyi hazirlayanlarin agzindan allah lafi eksik olmuyor.

sokak kopekleri, yasam alanlarimizdaki en zavalli canlilar. isiriyor, kovaliyor diyenler; keske bir mucize olsa da kendileri insanoglu gibi vahsi bir yaratiga maruz kalip kendini savunmak durumunda kalsa.
ya nasil iciniz acimiyor ve nasil uykulariniza girmiyor, ben mi cok hassasim bilmiyorum. dun aksam bacaklarindan biri kirilmis ama o haliyle yurumeye calisan bi kopek icin butun gece veteriner aradim. sabah bahcede yoktu, nereye gitti bilmiyorum. butun gunum boyle mahvoldu.
her gun yolda araba carpmalariyla can vermis onlarca kedi-kopek gormekten ise gitmekten sogudum. cesetlerin uzerine basmadan gecmeye calisiyorsun.
simdi sirf bunlar var diye ben cok ciddi uzuntuler duyuyorum; ki su yasam hakkina mevzuu cok ciddi travmatik.

avrupa mavrupa diye nolur yemeyin kimseyi, gezegenler carpissa o konuda duzeltilecek bi sey varsa bu en son seydir. sokaklar kedilerle, kopeklerle guzel. gecen sene gotumuzu yirttik burda bolluca'da köpek katliamı diye. barinagin da toplama kampinin da hali ortada. devlet vatandasina bakmiyor, kopege mi bakacak? birakin da biz onlara sokaklarda bakabilelim. kisirlastiriyor musun napiyorsun, onu yap sen.

bunun icin yalvarmam gerekecekse yalvaririm.
ben dusundukce cok ciddi aci cekiyorum."


hatta kısırlaştırmayı bile yapmasınlar, yapmıyorlar zaten, kısırlaştırılmaya gidip takip eden olmadıkça geri dönen köpek görmedim ben, kediler için ise belediye her bir halta para talep ettiğinden özel klinikle anlaşıp aşısıydı, kısırlaştırmasıydı, en iyi koşullarda yaptırmak daha iyi. belediye niye var? kimsesi olmayan sokak hayvanlarına ücretsiz hizmet vermek için, değil mi? değil. götüren az sayıda duyarlı insan da para mevzusu yüzünden götürdüğü ile kalıyor, maddi durumu yoksa vicdan azabı ile geri dönüyor. çevremde insanlar belediye ile ucuza anlaştık şu kadar kısırlaştırma diye sevinç haberi veriyorlar, bu devlet mi köpeklere bakacak? hizmet parası verilmeyen hayvana ayrılan ödenekle mal mülk aldığı için, iç ettiği için bakmayan belediye mi? yapmayın, salak olmayın. kendi hayvanlarım dışında onlarca sokak hayvanına bakıyorum, biliyorum. fiv veya fib nedeni ile 15 20 kedinin öldüğü kedi evini bile biz, sade vatandaşlar dezenfekte ettik, hayatta kalanları tedavi olsunlar veya hastalık kapmasınlar diye dezenfekte işlemi sırasında çeşitli kliniklere yatırdık. belediye ne yaptı? hiç...

"o kadar gerizekali pollyannalarsiniz ki kosullarin bir anda degisip bu yasayla toplanacak hayvanlarin mutlu mesut yasayabilecegini dusunuyorsunuz. ustelik bunun devlet guvencesi olduguna can-i gonulden inanarak.

tiksiniyorum sizin gibi mal beyanlariyla ayni topraklarda yasiyor olmaktan."


Sokaktaki kediyi köpeği toplayacağınıza hırsızı, yan kesiciyi, tacizciyi, tecavüzcüyü, pedofili, magandayı toplasanız da rahat yürüsek!

13 Temmuz 2012 Cuma

Sizin insanlığınız!

Biraz önce Big Cat's Diary bloguna yazdığım yazıyı buraya da aktarmak istiyorum. Kedi diyorsunuz ya bana, işte ben o kedilikten onur duyuyorum!

http://bigcatsdiary.blogspot.com/2012/07/sizin-insanlgnz.html

Gelin size sizin insanlığınızı anlatayım biraz.

Onur yürüyüşüne gidiyorum, az bir vakit kalmış ve elimde bir sürü eşya var bir kısmı uzun plastik boru, giderken çöpe atacağım.

Evden çıkar çıkmaz yerde bir yavru kedi görüyorum, daha doğrusu bir ceset, bir gözü yok, bakmamaya çalışıyorum, bağırsakları az ötede, rüzgar var. Elim kolum dolu ama onu orada öylece bırakamam bırakanın yaptığı gibi.

Çöp poşetimde bir sıyrık açıyorum, ıslak mendil çıkarıyorum ve kediye bakmadan çöp poşetine sokmaya çalışıyorum. Siz ne yapıyorsunuz? Ben elimde kolumda onca eşya varken cenazeyi kaldırmaya çalışıyorum, sizin insanlığınız ise rüzgarın açtığı bacaklarımı izliyor ve ağzının suyu akıyor, kadınlı erkekli. Bu arada bacaklarım güzel değil, siz çirkinsiniz! Bacaklarım sizin çirkin ve iğrenç olduğunuz kadar asla güzel olamaz zaten!

Yardım talebi mi? Dalga mı geçiyorsunuz? Sonra bağırsakları almam gerek ama allah kahretsin ne biçim bir rüzgar var... bir türlü poşete sokamıyorum, elim ayağım titremeye başlıyor, bakmadan kaldırmaya çalışıyorum sizin insanlığınızın pisliğini... Elim kolum hala dolu çöpe doğru hızlı hızlı gidiyorum, ağladığımı söylememe gerek var mı?

En son çöp yolunda boruları atıyorum elimden çünkü poşeti toparlayamayacağım... Ağlayarak kedili poşeti atıp borularıma dönüyorum ve onları da atıyorum.

Onur yürüyüşüne giderken ve hatta ritm ekibinin arkasında olmama rağmen -en eğlenceli yerlerden biri- göz yaşlarımı tutamıyorum, sanırım en az bir saat sürekli ağlıyorum, göz yaşlarımı tutamıyorum, tutamıyorum, tutamıyorum.... Billur tuz gibi akıyorlar, akıyorlar, akıyorlar...

Bugün sabah Ümraniye'de iki göz toplam 12 metrekare mutfağı olmayan, suyu olmayan, tuvaleti dışarıda bahçeli bir evde yaşayan kadına barınağa ve belediyeye göndereceğim paketleri götürmesi için bir arkadaşıma veriyorum. Kadın temizlikçi, geliri yok çünkü artık yaşlı ve çalışamıyor, ve o gecekonduya her ay 350 lira ödüyor, suyu yok. O hali ile bahçede ikisi felçli 8 köpek ve yirmiye yakın kedi bakmaya çalışıyor. Kadının yiyecek ekmeği yok, yani var ama küflü. Yanına koyacağı bir peynri bir bir şeyi bile yok. Komşulardan aldığı su ile küflü ekmekten papara yapıp hayvanlara yedirmeye çalışıyor. Kadına konu komşu bakıyor ya da bakmaya çalışıyor. Ben kadının hikayesini duyduğum gün boyunca durmaksızın ağlıyorum, kıyafetler olur mu olmaz mı bilmeden en azından genel olabilecekleri de araya katıp giysi de göndermeye çalışıyorum, hayvanların altına sereceği örtü, annem ve babamın yastığı, felçli köpeklerin başının altına koyar, bebeklik yastıklarımdan biri... Arkadaşım dokuz koca paket mama ile götürecek ya da götürdü bunları. Tüm bu yüklemeleri yapmak için erken kalkıyorum ama kötüyüm, işlem bitince yatıyorum tekrar.

Rüyamda beni yemyeşil giydirmişler, hemşire muamelesi görüyorum bir hastanede, ben damar yolu nasıl açacağım, bilmediğim bir o var derken çalan telefona uyanıyorum. Sancım var, reglim.

Arkadaşım Digiturk'ün orada bir kediye araba çarptığını, kedinin durumunun çok kötü olduğunu, veteriner teknisyenin yıllık izinde olduğunu, kısacası gidip alabilecek kimse olmadığını söylüyor. Pijamalarla ve yataktayım. Tamam diyorum, ikinciye aradığında veterinerde olmama şaşırıyor, çünkü hayat memat meselesi ise elime ne geçtiyse giyip koşuyorum, serde kısa mesafe koşuculuğu da var.

Kediyi arıyorum güya ora ile ilgilenen görevli 'Çöpe atmışlar,' diyor, 'Ben çıkardım çimlerin üzerine...' Ağzıma ne gelirse bunu yapana söyleniyorum.

Hayvan can çekişiyor, yüzü gözü çok fena, ağzından kan gelmiş, ağzı açık gözünü açamıyor. Yine de dayan kuzum diyerek zarar vermeyeyim diye bu sefer sadece hızlı yürüyerek veterine gidiyorum. Kafa travması...

O an daha fazla acı çekmesin istiyorum ama arkadaşım gerekli her şeyin yapılmasını istiyor telefonda. Bazen gerekli işlemler yapılınca kendilerine gelebiliyorlarmış. Bu gelmeyecek, ben biliyorum ama deniyoruz. Transamine çıkarıyorlar, ağlamaya başlıyorum, annem geliyor aklıma, içimden umarım transamine kutusunu atmışımdır evdeki diye geçiriyorum.

Kediye yapılabilecek her şey yapılıyor ama kendine gelmek bir yana daha da can çekişiyor. Beni bilen bilir, yaşam ümidi varsa sonuna kadar giderim. Kediyi daha fazla acı çekmesin diye uyutuyoruz. Ben hem götürürken hem uyuttuğumuzda bunu yapan şerefsizin o küçücük yolda, hızlı gidilebilecek bir yol değil ama gidiyorlar, kaza yapmasını, ağzının burnunun yamulmasını, belasını bulmasını diliyorum. Bari veterinere götür şerrefsiz! Ne diye üstüne çöpe atıyorsun... Senin hatan yüzünden daha fazla can çekişsin, acı çeksin diye mi?!

Kedicik, daha üç dört aylık uysal cici kedicik şimdi kedi cennetinde. Sizin insanlığınız da tam da bu işte!

Ve ben aynı Ümraniye'deki okuma yazma dahi bilmeyen teyze gibi dev bir kedi olmaktan onur duyuyorum!


14 Haziran 2012 Perşembe

Mary Bale

Kim olduğunu dahi unutmuşum, unutmamak gerek, unutturmamak gerek, bir kediyi sırf saykoluktan çöp kutusuna kapatan sosyopat karı. Adam olmayana herif denir, kadın olmayana da karı denir benim literatürümde.

Yazım da şöyle:

videosunu gönderdiğim gayet sessiz sakin bir arkadaşımın tepkisi şu olduğuna göre; "omfg! i'd kill her without the feeling guilty",
bu ruh hastası olduğu gayet bariz kadının dünya çapında ölüm tehditleri almasına şaşırmamak lazım. en doğrusu bu kadının ömrünün sonuna kadar hastaneye kapatılması ve gözetim altında tutulması iken bir yandan en hakkaniyetli cezanın kedi severler ile bir odaya 1 dakikalığına kapatılması olduğunu söyleyenler var. ki bu kedinin yaşadığı travma ile karşılaştırılamazdı bile. pek çok hayvan sever arkadaşımdan ve dahi kendimden de biliyorum ki bir hayvana herhangi bir şekilde işkence etmiş birisi ile karşılaşmak istemezdim çünkü kendimi tutamayabilirim. hanginiz bu kadını parçalamak, moleküllere ayırmak istemedi ki?

neyse ki kedinin sahipleri kediyi bulmuşlar da lolacık havasızlıktan ölmemiş. kedinin sahipleri davacı olmayacaklarını söylemiş, gerçi en adil kararı lola verirdi ya, bu da lola'ya gelsin: whatever lola wants



kızım lola, buradan sana sesleniyorum, en büyük zarar seni seviyor görünen ruh hastalarından gelir, bir kedi olarak senin bunları hissetmen lazım, sakın bu tip canlılara güvenme. kedisin sen, iki tırmık çakamadın mı bu sayko seni çöp kutusuna tıkarken? neyse, geçmiş olsun. meow.
 
(deliberte, 29.08.2010 18:00)

23 Mayıs 2012 Çarşamba

Arkadaş için yenen çiğ tavuklar vol 1

Arkadaş dediğime bakmayın, gündelik sığ anlamı ile kullanmıyorum, dostumuz canımız dediğimiz insanlar vardır ya, haklarını nasıl ödeyeceğimizi bilemediğimiz, onlardan bahsediyorum. Bu canlardan bir tanesi beni sadece birkaç aydır tanımasına rağmen annemin ve benim zor günlerimde sanki kardeşimmiş gibi kendini paralamış birisi. Aynı mahallede kedi beslerken tanışıp daha iki aylık Şirin hanımın bacağını kırması sonucu yaptığımız imece ile yakınlaşmıştık. Hakkını nasıl ödeyeceğimi en bir bilemediklerimden birisi, kendisi bir kedi delisi olduğu için, düşünün ki ben yanında müthiş normal bir insanım, benden rica ettiği şeyler kedilerle ilgili oluyor ve iki elim kanda olsa dahi elimden geleni yapıyorum. 


Dün minik bir kediyi kurtarmak için nalburdan iş eldiveni alıp bir arabanın altına girdim mesela. Trafik yoğun, yanımdan geçen araçların odak noktasıyım, üstüme başıma bakmadan, ki bilen bilir ne kadar titiz olduğumu, ben üzerimdekilerle yere yatmış araba altına giriyorum minik bir yavruyu kurtarmak için. Düşündüm de aslında vaktinde ustaya verselermiş benden iyi kaportacı olurmuş, neyse.


Bir önceki yazıda sözü geçen kedi taşıma kapları ile dolu yaya hikayem tam da bugün işte, hoş, öteki de dündü. Daha neler neler var, konu dağılmasın.


 İki kedi var, yakalanıp kedi kabına konup veterinere yetiştirilecek çünkü zaten işten gelene kadar saat olmuş kaç... Birini tıkmış, diğerinin eşgalini verdi, ben de doğru kediyi ondan önce gidip kutuya tıktım, o bir yandan ölüyorum dese aksatmayacağı kedi besleme işleri ile uğraşıyor. Neyse sonuçta elimde iki kedi dolu, biri boş 3 kedi kutusu oldu. Beli sakat zaten, kıyamıyorum, dedim taşırım, artistlik edip bir kedi kabı tutacağına boş olanın tutacağını ekledim ama ne fayda, iki adım yürüyemedim. Geri dönsem bana kıyamayacak, mesele uzayacak, ilk kez cep telefonum için kullandığım  kulaklık kablosu işe yaradı. Üçüncü ve boş kabı kulaklığın kablosu ile boynuma astım ve ağır ve asil adımlarla veterinere yürüdüm ama görseniz asacaklar herhalde derdiniz, iki kedi ağlar mavlar, boynuma asılı kap sağlam değil, ön kapağı düşüyor, ona dikkat ediyorum düşmesin diye derken sağ salim veterinere vardım. En az beş dakika boynuma doladığım kabloyu kedi kutusundan çözmekle uğraştım ve düşündüm. Bunu ancak ve ancak onun için yaparım ve de canım çıksa da asla gocunmam.


Sevgili dostlarım, bu da böyle biline!

29 Mart 2012 Perşembe

Kedili kedili kedili kedili life is just a dream

Cat Mug Cat Mug you're my Cat Mug!

Bu kupadan gören olursa memnuniyetle hediye kabul ederim. 
Kediler ile ilgili bu blogusuma hiçbir şey yazmamamın nedeni sahte berte olmam değil, o yazıları zipirinsan'ın açtığı, benim ve Seda'nın, ama en çok benim at koşturduğum Big Cat's Diary blogusunda yazıyorum. 
Bilmeyen ve bilmek isteyenlere duyurulur. 
Dev bir kediyim, evet.

*Başlık Susam Sokağı'ndan, fotoğraf alt yazısı ise Sex Bomb'dan esinlenerek yazılmıştır.





19 Aralık 2011 Pazartesi

Bakışsız bir Kedi Kara

 kaç gündür kayıp olan kızcağızım, esas annesine çaktırmıyorum ama çok merak ediyorum siyah incimi, neşe karaböcek'imi.
(09.11.2011 18:49)


bu bir yardım çağrısıydı, olmadı...