polly jean etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
polly jean etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Aralık 2013 Pazar

Dikkat bu bir taciz yazısıdır

Aslında çok oradan buradan bir yazı olacak. Son dönem dikkatimi çeken iki habere yapılmış benim için üzücü, hayattan soğutucu, batsın bu dünya dedirtici yorumlar ve bu yorumların çağrıştırdığı onlarca benzer vakadan bazıları üzerine naçizane bir şeyler karalayacağım çünkü içim daralıyor. Yapılan özgürlük tanımları ve içi boşlukları nick'ini özgürlükten alan bana saatlerce buz gibi havada koşma isteği uyandırıyor.

Önce taciz bir nedir veya bir ne değildir ile mi başlasam ve eski bir video olmasına rağmen üzerine iki gün önce yazılıp çizilen hostes Merve olayından mı bahsetsem? Yapılan yorumlardaki sığlık ve bayağılık mide kaldırır cinsten değil. İşi dolayısı ile iğrenç bir güruhla muhatap olmak zorunda kalmış hostesin yine işi dolayısı ile durumu kurtarma çabası bile "ay o rahatsız değil ki, neresi taciz? güzel demek taciz mi? benim hoşuma giderdi :(" gibi saçmalıklarla aklanmaya çalışılmış. Çok özür diliyorum çok sevdiğim Çarşı bile dese, o şekilde ayı gibi böğüren adamların "servisimi çok beğenmesi" ve "beni çok güzel bulması" benim hoşuma gitmezdi. Direnişte bile yanımda ne zaman klasik "Koyduk mu?" zırvasına başlasalar yerimi yurdumu sorgularken buldum kendimi, mevzu ne zaman faşizme karşı omuz omuza sloganından koyduk mu'ya gelmişti? (slogan diyemedim) Benim orada ne bok işim vardı? Nice yiğitler, nice bilmemnere mezunları, nice sizce hangi özellik onları harika birer insan düzeyine taşıyacaksa ona sahip kişiler "Koyduk mu?" yankıları ile kara delikte sonsuz bataklığa çekildiler.


Hostes Merve olayında kıza söylenmiyor orada diye savunanlar olmuş, onlara istinaden yazdım bunu. Evet, orada kıza denmiyor ve hatta bazılarına göre nasıl mümkün oluyorsa "kızın lehine" deniyor. O zaman niye rahatsız oluyoruz ki? Size çok açık bir şekilde söylemek isterim ki ÖYLE BİR LEH YOK. Tam da direnişte koyarak yok edilecek bir faşizmin mümkün olmadığı gibi. Hostes Merve üzerine en hemfikir olduğum yazıyı çok sevgili Polly Jean yazmış:

"kalabalıkla gelen "özgüven" patlaması bu işte...

rezalet, başka hiçbir şey değil! bunun taciz olmadığını söyleyenler tacizin ne olduğunu, işini kaybetme korkusuyla boyun eğmenin "rıza" olmadığını bir kere daha düşünsünler. bu video hayatımda gördüğüm en denyoca şeylerden biri ve eğer buna "eheheh eğlenmiş çocuklar" vay efendim "bunu kaldıramayan kız da kezbandır" filan diyorsanız sike sürülecek aklınız yok demektir.

iltifat etmenin kendisi bile rahatsız edici olabilir (kaldı ki burdakinin iltifatla uzaktaaan yakındaaan alakası yok) hele ki, sonuna "koyduk mu" gibi iğrenç kelimeler getirilmiş bir şey iltifat filan da olamaz, "iltifat da mı edemeyecez" diye böğürmenize hiiiç gerek yok o yüzden! bu mantıkla "bacakların süt gibi" dediğin kadına da "iltifat" ediyor olman lazım, aklınız sıra durumu toparlamak için "yaaa iltifat o yaa" gibi kendinizin bile inanmayacağı şeyleri söylemeyin.

işini yapmaya çalışan birine böyle dallamalık yapmakla, nasıl olsa sesini çıkartamaz diye bir mağaza çalışanını herkesin ortasında azarlamak arasında hiçbir fark yok. anca kendiniz gibi birçok dallamayla bir araya gelince böyle şeyler yapabiliyorsa biri, zaten kişiliğindeki özgüven eksikliği yeterince gösteriyordur. eğer bu dallamalıklar sizi "ay çok piç çocuk, çok fırlama yeaaa" mertebesine taşıyacak zannediyorsanız, şimdiye kadar olduğu gibi avucunuzu yalamaya devam edebilirsiniz."

Kaynak: https://eksisozluk.com/entry/38583904

Taciz olduğu çok açık olan bir durumda bile tacizin ne olduğu tartışılmış, tartışmalardan gördüğüm şu ki çoğunluk için tacizin taciz olması için fiili olması ve bariz cinsellik içermesi gerekiyor. Götümüz aleni bir şekilde ellenmezse tacize uğramış olmuyoruz, üzgünüm insanlık :(

Bu örnekten yola çıkarak bu çoğunluk, içindeyseniz siz de, taciz üzerine azıcık da olsa düşünse/niz ne de güzel olur.

Bu örneğe bağlamak istediğim bir deneyimim var. Benimki sanal ortamda olduğundan elbette daha farklı dinamikleri var ve beni taciz eden kişi ekmeğimi çıkarmak zorunda olduğum müşteri değil. Hikayemin internet üzerinden (Ekşi Sözlük) gerçekleşen ve epey tartışılmış bir taciz hikayesi ile benzerlikleri var. Özetle Ekşi Sözlük'te yine hiç bayılmadığım bir kadın yazar hiç tanımadığım bir erkek yazar tarafından taciz edilmişti, bu yanının bir sonraki vaka ile bu açıdan benzerliği var. Benzerliğin paydası taraflı olmamak. Çoğu kişiye göre açık saçık şeyler yazan, penisi en ince detayına kadar tarif eden bu kadının kendisine "değerlendirmesi için" penis fotoğrafı gönderildiğinde ehuehumehue hah hayt! diyerek üzerine de eyvallah çekip kendisinden bekleneni yapması gerekiyordu ama o öyle yapmadı. Taciz edildiğini beyan etti, bunun üzerine sayfalarca kendisi üzerinden tartışmalar döndü. Böyle şeyler yazan birine sik fotoğrafı göndermenin taciz olmadığı konuşuldu, sonra sik fotoğrafı göndermenin taciz olmadığı konuşuldu. Hepimiz anladık ki sik fotoğrafı göndermek hiç de taciz içeren bir eylem değildi, hiç rahatsızlık duymadan akrabalarımıza bayramlarda göndereceğimiz kartlar bile sik fotoğraflarımızdan oluşabilirdi. Hele bu hoşlandığımız bir hanımsa ve utanmadan cinsellik üzerine falan yazıyorsa üzerine aşk mektubu bile yazabilirdik. 

SİK KAFALILAR!

Tacize uğrayan kadın yazar daha önce feminizm hakkında atıp tutup başına bu olay gelince atıp tuttuğu entry'leri silip kenardan belki de bıyık altından gülerek "hadi feminizler beni savunun şimdi" diyecek kadar iğrenç biri olmasına rağmen değişmeyen ve feminizlerin, daha doğrusu akli melekeleri yerinde olan her insanın apaçık gördüğü bir şey vardı: Bu kadın tacize uğramıştı ve insanlar bu kadını önemsediğinden/bayıldığından vs. değil, belki kendi bile bu kadar haklı olduğunun farkında olmasa da, haklı olduğu için savunmuşlardı. Yapılan yorumlar, eleştiriler kişi bazında değildi ve yine elbette kişi bazında alıp internette ne sikime yaracağını şahsen anlamadığım şan ve şöhretlerini arşa değdirmek isteyen ortalık bulandırıcıları oldu. Düşünmeye erinen çoğunluk da bunların peşinden gitti ve hatta bunları yüceltti, şakır şukur sesler geldi o mecralardan ve alkışlandılar, alkışlayanların arasında yani içlerinde arkadaşlarım da vardı. 

Bunların olduğu dönem çok benzer bir olay Second Life adındaki çoğuna göre oyun bana göre ekmeğimi kazanmaya çalışma simülasyonu içinde benim de başıma gelmişti. Oyunda bir gece kulübü inşa ediyordum ve yerde yapmaya kalktığım zaman gelen giden sürekli böldüğünden gökte platform yapıp orada çalışıyordum. Bir gün platforma gitmeye çalışırken gökte bir dükkan gördüm, manyak mı buraya koymuş derken erotik ve pornografik gif'ler satan bir dükkan olduğunu gördüm. Bazı ürünler teşhirsiz satılıyordu ve şanssızlığıma dükkanın sahibi de oradaydı. Laf attı ve konuşmaya başladık, o kadar yüksekte ne aradığımı öğrendi, yani o sikimsonik gif'ler için orada değildim ki olabilirdim de, matrix'te bir kayma olmuştu ve platformum kaybolmuştu. Yaptığı iş de umurumda olmadı, bana ne sonuçta, üzerine olumlu veya olumsuz bir yorum da yapmadım, o ana kadar not a single fuck was given'dı benim için ve fakat tüm bunlar beni herifin mastürbasyon yaparkenki fotoğrafını bana göndermesine engel olmadı ve tahmin edersiniz ki selametle deyip platformumu bulmaya devam edecekken en çok görmek istediğim şey porno gif'leri satan bir herifin siki ile sıkı fıkı olduğu çıplak fotoğrafını görmekti, zaten havada asılı olduğum için havalara uçamadım. Noluyo lan diye adama giriştiğimde ise naber nasılsın ha bu işi mi yapıyorsun eyvallah'tan oluşan kısıtlı muhabbetimizin "oraya" gittiğini dehşet içinde öğrendim. Lokasyon fizanda da olsa, erkek Avrupa'da, Amerika'da da olsa kafa aynı, karlı dağları yeşil ovaları olan yurduma özgü değil bu durum, belki bizde biraz fazla, o kadar. Meçhul Muhayyil onlayn mı?

Sonrasında ne mi oldu? Ben oyuna adamı beni taciz ettiği için şikayet ettim, oyun hiç tahmin etmeyeceğim kadar çabuk ilgilenip uyarı göndermiş ki adam ertesi gün bana küfürler salladı, dükkanına girip bakamayayım diye arazisinden banladı. Banlama olayından sonra teşhir edilmeyen gif'ler arasında çocuk pornosu olduğuna dair şüphelerim iyice kabardı, zaten dükkanı o nedenle normal süreden biraz fazla incelemeye başlamıştım. Rahatsız eden bir şey vardı, ikinciye bu konuda incelenmesi için şikayette bulundum. O bölgede işimi bitirdim ve sonra ne halt etti önemsemedim. Hala daha kaç yıl önce olmuş bu olayın her detayı aklımda ve fotoğraf tüm netliği ile gözlerimin önünde midemi bulandırmaya devam ediyor. 

Mevzuyu o dönem o klüpte çalışan bir eskorta söylediğimde kendisinin her gün onlarca benzer fotoğraf aldığını söyledi (eskort da Türk değil, kezban diyecekseniz uluslararası boyuta taşımanız gerekecek kezban tanımınızı), ben beni taciz eden herife ('adam olmayana herif denir' der bir hukuk profesörü Galatasaray Üniversitesi'nden, copyright mopyright aga) bana gönderdiği fotoğrafı yayınlayacağımı/teşhir edeceğimi söylediğimde köpürmüştü, bana isteğim dahilinde gönderilmeyen ve beni taciz eden bir fotoğrafı gayet de unwanted cockshots adı altında sergileyebileceğimi söylemiştim, beni taciz etmekte beis görmeyen bu denyo kişi buna "hakkım olmadığına" dair ağzından köpükler saçtıkça saçtı, tehditler savurdu. Kendisinin de bana o fotoğrafı gönderme hakkına sahip olmadığını bir türlü anlamadı. Durum eskort arkadaş açısından daha vahimdi(sergi olayına çok güldü ve sonrasında kullandığını söyledi, aldığı tepkiler benzer), hostes Merve örneğine benzer olarak erkekler ona çok afedersiniz yarrak fotoğrafı göndererek iltifat ettiklerini bile söylüyorlarmış, onu güzel bulmasalar göndermezlermiş and so on and so on... Sorunu daha net gördünüz mü? Mesleği fahişelik olan bir kadın "dahi" sizin kalkmış sikinizi görmek ZORUNDA DEĞİL. 

İnternet icat olduğundan beri günlük hayatımızdaki taciz form değiştirerek buraya da taşınmış durumda, çoğu tacizin cinsel gibi göründüğünden rahatsızlık verdiği düşünülse de mevzu bu değil. Taciz zaten rahatsızlık verici bir durum, cinsel olmaması onu daha sevimli ve kabul edilebilir hale getirmiyor, hostes Merve örneği bunlardan biri. Kaç hostesin deplasman maç vs uçaklarında görev almamak için dilekçe verdiğini biliyor musunuz? Çünkü bu kişinin mesleki alanına saldırı. Bir benzer vaka kişisel alana saldırı olduğunda da taciz  oluyor. Ülkemizde kişisel alan eşittir dev bir boş küme olduğundan daha gidilecek çok yol var görüyoruz ki. Öte yandan yine görüyoruz ki cinsel olmayan bir taciz tanımı kafalarda bir türlü oturamadığından anlamayanların kafasına kürekle vurarak anlatmak gayet meşru bir eylem. Allahaşkına kafaya kürekle vurmanın neresi taciz ya? :(

Hepimizin bildiği, çok yakın bir süre zarfında sonuca varmış bir internet üzerinden taciz davası var. Taraflardan bir tanesi zerre umrumda olmayan bir pabucumun rock star'ı, diğeri ise twitter fenomeni ay yazık daha okuyo o ya :(( bir çocuk. Bu şekilde ifade ettim çünkü mağdur savunmaları yapılmış koca rock star egosu için okuyan çocuğa saldırdı diye. Kimse "okuyan çocuk" tarafının kusurlu olabileceğini düşünmüyor. Yani sizin koşullarınız sizi kabahatli olduğunuz durumdan kurtarmıyor. Olaylar özetle Twitter'da geçiyor. 

Aylin Aslım abazanlı bir laf ediyor, bir grup da eğlenmek için Aylin Aslım'ın abazanlardan özür dilemesi gerektiğini ileri sürüp komiklikli şakalı bir hashtag açıyorlar. Olayın o kadar boku çıkıyor ki mevzunun ne olduğunu bilmeden fırsat bu fırsat kadına saldıran bir cühela ordusu hashtag'e bağlı olarak attığı tweet'lerde kendisini iyice kaybediyor. Daha sıkıntılı olan bu zaten cahil olan güruh değil, kadının yaşama sevincini elinden alacağız gibi bir tweet'in sahibi suçlu bulunduktan sonra bile ben yanlış bir şey yapmadım diyebiliyor. Uzun ve mağrur açıklamalar yapıyor ve gerek olay esnasında gerekse sonrasında taraftar topluyor. Beni esas endişelendiren de bu, başka bir deyişle olayın kişilerle bağlantılı çarpıtılması ve yanlış olanın yüceltilmesi. 

Başıma Twitter'da asla benzeri olamayacak çok küçük bir saçmalık gelmişti. Caps'leri bir yerlerde duruyor.
En zavallıca bulduğum saldırılar da hani özgürlükçüydü? saldırıları. Özgürlük mü dedin? Kahrolsun serbest çağrışım!

Sözlükte tanınan, sevilen bir geri zekalı bana twitter üzerinden yazdığı bir şeye yaptığım yorum sonrası orospu veya fahişe demişti, hangisini dediğini bence kendisi de bilmiyor, durum onun açısından o derece vahim. Attığı tweet kadınların cinsel özgürlük ile orospuluğu karıştırıyor olması gibi akıllara zarar bir "tespit" tweet'iydi, ben de para alıyorsa orospudur diyerek olaya açıklık getirdim (dev açıklama). Böyle tespitlerden de, bunları yapanları matah bir şey yapmışlar gibi göklere çıkaranlardan da midem bulanıyor. Karşılığında benim gibi olanların fahişe, benim gibi olmak için para alanların da orospu olduğu (ya da tersi çünkü kendisi de ne dediğini bilmiyor) gibi bir tweet geldi bu şahıstan ve kendisini dava edeceğimi öğrenince tutuştu. Bana sözlük üzerinden kadın olduğumu bilmediği gibi özrü kabahatinden beter bir mesaj attı(erkek olsam sorun yok yani?), özürler mözürler bir yandan güya özrün altında başka şey (N'olur bokunu yiyim beni dava etme babam ağzıma çıkar akademik kariyerim söner) aramamam gerektiğini söylemeler...

Bu kişiye ben de, 'Bu ne yazmış ya senin hakkında? mal!' diyen arkadaşlarım da götümüzle güldük. Yani bana yazdığından rencide olmadım, üzerime alınmadım, götümle güldüm hatta ki gülünmeyecek gibi değildi, yine de bu bir taciz olduğunu değiştirmiyordu, ve bunun için de suç duyurusunda bulunacaktım. Benden yaşça epey büyük ve kadın olan avukatlarımdan biri ise rencide olduğumdan şikayette bulunacağımı sandı. Derdimi anlatamadım. Sonra özründen bağımsız olarak uğraşmadım ama bir şeyden suç duyurusunda bulunacak olsam İtalya'da bir üniversitede doktora yapıp asistan olarak çalıştığı halde bu kadar geri zekalı olduğu ve böyle mal değneği gibi tespitler yaptığı için olurdu bu. Gülüp geçtiğim bir mevzu olarak kaldı ama o dönem ortak arkadaşlarımızın tavrı bana dert oldu: 'Aslında o öyle birisi değil ama niye böyle yapmış alla alla beni bulaştırma, tamam mı?' 

Ben bu durumdan rencide olmuş da olabilirdim, belki oturup ağlayabilirdim de, kimse neyin üzerine ne hissedeceğime dair bir talimat veremeyeceğine göre? Hukuki olarak hakkım varsa bunu kullanabilirim ve bu beni sadece insan yapar, canı isteyen canı istediği gibi kimseye sallayamaz. Sallarsa da karşısına olması gereken adalet çıktığında sanki mağdurmuş gibi davranmaz. Şimdi basit ve üzerimden gelişen kişisel örneğimizde bu kişiye tacizden hüküm verilse (ki beş ay yatılmıyor, tekrarlarsa birleşip yatıyor vs. ) ve ben yanlış bir şey yapmadım, sadece tespitte bulunuyordum dese ne derdiniz? 

Esas olaya dönelim. Bakın şuraya şu linkten (şu link => https://eksisozluk.com/entry/28138862) kopyalayarak ekleyeyim:



https://twitter.com/AylinAsLIM/status/190479040916881410/photo/1

Çok özür dilerim arkadaşım ama sen sikinin keyfine göre istediğine istediğin gibi sallayamazsın, kimse senin mizah anlayışını anlamak, çekmek veya bu mizah anlayışına maruz kalmak ZORUNDA DEĞİL. Jargonu anlamayan veya o anda kaldıramayan senin arkadaşın da olabilir, buna halk dilinde kişisel alan ihlali deniyor. Birisinin yaşama sevincini elinden almak gibi şeyler yazmak senin için eğlence olabilir ama genelgeçer olarak bu dev bir tacizdir. Tacizi anlamaya başlıyor muyuz?


Elbette bunu okuyan çoğu insan yazan kişinin mal değneği gibi kadının kafasına konserde orak fırlatmayacağını çok iyi biliyor, yine de bu ülkede internet üzerinden de olsa verilen gazla bunun asla yapılmayacağını söylemek için safdil olmak gerekir. Sanmıyorum ki bunu yazan kişi yol açabileceklerini düşünemeyecek biri olsun, ama eğleniyorlardı efendim!



Aleni bir şekilde "karı" hitabeti ile hedef göster sonra ağlama ama, hukuk dilinde buna aleni hedef gösterme deniyor. Benim anlamadığım hepsine dava açılmış, yani yazılan o, niye Cihat Akbel'e patlamış... Kaldı ki kendisinin müritleri, o kadar körü körüne savunmak için mürit olmak gerekir, öyle bir ağladılar ki önce kime niye ağlıyorlar anlamayıp hallerine ciddi üzüldüm. Bizi niye almadılar yea :'((((

Hele şuna ne demeli bilemiyorum, komik mi bu sizce? Otele sokup yakalım ehuehahah şaka yapıyos biz ya! GEBER!




https://twitter.com/AylinAsLIM/status/190478121202491393/photo/1


Gerçekten bu yazılana ayrı bilendim, Madımak Oteli yangınında ailesinin bir ferdini, bir yakınını kaybetmiş birisi okuyunca ne hissetti tahayyül bile edemiyorum. Belki ki bu insanların ne hissedeceği zerre umrumuzda değil, biz keyfimize baqıyos hacı yeaa! 

Umarım bu sonuncuyu ölenlerin yakınları görmemiştir. Gerçekten rezalet. 

Twitter'da öyle bir savunuldu ki bu olay, rumuz değiştirmeler vs zannedersin Cihat Akbel nick'ini kullanan kişi dev bir özgürlük savunucusuydu da o nedenle kendisine dava açıldı, haksız yere hüküm giydi. Ekşi Sözlük mevzusunda olduğu gibi kadının kim olduğundan bağımsız olarak kadın haklı beyler, boşuna kadının aslında ne kadar karaktersiz ve iğrenç biri olduğunu yazıp gözyaşı döktünüz. Davanın göbeğinde tehdit var, kişisel alan ihlali anlamına gelen taciz var. Gerçi oğlan çocuklarının ortaokulda yaptığı kızları sinirden ağlatma isteğini de eğlence dahilinde görüyoruz, yine de mevzunun özü cinsiyet değilken bu olayda feminizmi karıştırmıyoruz diye bir tweet gördüm aklına güvendiğim birinden, sanırım Aylin Aslım'a olan nefreti aklını uçurmuş ki burada feminizmi direkt ilgilendiren ve cinsel olan bir saldırı yok, hatta varsa bu Aylin Aslım'ın tarafında diyebiliriz abazan lafını kullandığı için. Bir de sonradan öğrendiğim kadarıyla olaylar şöyle gelişmiş:

https://eksisozluk.com/entry/28140855

Savunmaların alayı neredeyse şu şekilde:

https://eksisozluk.com/entry/28141827

Konu ile ilgili en örtüştüğüm yorum petersachs'tan gelmiş, kısmen alıntılıyorum: 

"troll'lük yaparken kadın cinayetlerine arka çıkmak başlığında tartışılırken, söz konusu başlıkta geçen iddianın geçersiz olduğunu savunan güruhun dayanağı, troll denilen kişinin zaten ''kurgu'' ve ''gerçek dışı'' olduğu ön kabulüydü. yine anlaşılıyor ki burada da aynı iddia esas dayanağı oluşturuyor. bu konuda bir ayrımı bir kez daha yapmak gerektiği kanaatindeyim, ''kurgu'' bir bireyin sözleri bir gerçek dışılık ihtiva ediyor ve dolayısıyla bir anlam taşımadığı iddia ediliyor olsa bile, bu söz konusu kurgu sözlerin temelindeki söylemin yeniden üretildiği gerçeğini değiştirmez. troll'ün yokluğu, eylem alanının ya da eylem kabiliyetinin olmaması söylemini de yok etmez. o söylem vardır. dile getirildiyse, pekala - içeriği ne olursa olsun - üretilmiştir. eğer bir troll, o gerçek olmayan varoluşuyla bir ikincilleştirmeyi ya da tahakküm söylemini yeniden üretmeyi sağlayacak bir sözü dile getirdiyse, öyle veya böyle bir şekilde o söylemin üretimine küçücük de olsa katkıda bulunmuş ve belki de eylemin üretilebilmesine olanak sağlamış demektir. iyice anlaşılsın diye örneklendirmiş olayım; dizilerde, filmlerde ya da kamusal alanda tecavüz esprisinin yapılmasını kınayan feministler, sizin anti-feminist hissiyatınızla zannettiğiniz ve iddia ettiğiniz gibi huysuzluklarından veya sevişemiyor olmalarından o tepkiyi göstermiyorlar, işte tam olarak da söylemin yeniden üretilmesine katkıda bulunduğu için tepki gösteriyorlar. mesela o yüzden kadın cinayetlerine arka çıkan troll'e dair kelam edilmiş. ve o yüzden bu 'gerçek dışılık' iddiası bir mana taşımıyor. 

meseledeki tek sıkıntı bu değil tabii. kimse ''gerçek dışı'' ve ''kurgu'' olduğunu bildiği kişisel bir tacize, toplu bir linç hareketine ya da tehditlere dayanmak, sabretmek ya da bunları kabullenmek zorunda değildir. siz bunu yaparken eğleniyor, karşınızdakinin bunu hakettiğine hükmediyor ya da - başka bir başlıkta- olayın tarafı ve büyümesine sebep olan sözlük yazarlarından birinin söylediği gibi 'sahte' duruş sahibi birine dersini vererek ve ona gerçek değerini göstererek doğruyu tüm çıplaklığıyla ortaya çıkardığınızı düşünüyor olabilirsiniz, ne var ki söz konusu tacize uğrayan kişi burada nesne değil, öznedir. yalnızca bu sebep nedeniyle, sizin sözlerinizin gerçek dışılığını bile bile bundan rahatsız olabilir, buna tepki gösterebilir, bunu kesmenizi isteyebilir ve bunu önlemek için her türlü meşru eylemi gerçekleştirebilir. üstelik bu durumda söz konusu kişinin mizahi anlayışı, sabrı, müziği, ağzı, yüzü, saçı, kaşı, gözü, karakteri ve önceki örneklerin aynı tacize verdikleri tepki de belirleyici değildir. aylin aslım'ın size sabredeceğine dair bir söz verdiğini hiç sanmıyorum. böyle bir hakkı var, gayet bu tacizlerinizi rahatsız edici ve saldırgan bulabilir. bu kör, karşısındakinin varlığını ve alanını neredeyse görmeyen beklentiye ek olarak, epey miktarda insan tarafından istihza ile birlikte dillendirilen bir başka beklenti de aylin aslım'ın bu olayı bir mizah olarak yorumlamasının gerekliliği. bu tür bir mizahın kaliteli olduğu iddiasını herhangi bir şekilde kabul edilebilir bulmuyorum ya, diyelim ki öyle, mizahınız çok kaliteli ve bu kalitesi herkes tarafından artık neredeyse bir gerçek olarak kabul ediliyor. böyle bir durumda dahi, aylin aslım sizin kadar derin bir mizah anlayışına sahip olmak zorunda değil. size böyle bir sözü olduğunu ya da sizin bunu böyle kabullenmenizi sağlayacak bir işaret verdiğini sanmıyorum. aylin aslım sizin mizah anlayışınızı değerli bulmayabilir ya da sizin kadar derin bir mizah anlayışına sahip olmayabilir. taciz ve tehdit ederek mizah yapıyorken bunu da gözönüne almanız gerekir. 

karşıdakinin varlığını neredeyse tamamen yok sayan, onun eylemlerinin ve hissiyatının nasıl olması ve nasıl şekillenmesi gerektiğine karar verme haddini kendinde bulan ve bunun üzerinde bir hak gaspı yapmayı sıradanlaştıran eylemin sahiplerinin çıkıp özgürlük gaspından bahsediyor olması, epey şuursuz bir güruhun varlığını haber veriyor gibi gözüküyor. 

hadi şu saydığım ve yazdığım her şeyi geçtim, kimse bir troll'ün veya bir grup troll'ün gerçek kimliğini veya düşüncesini bilmek ve takip etmek zorunda değil. kişisel olarak hiç hazzetmediğim ece temelkuran sizin aslında gerçekte nasıl insanlar olduğunuzu bilmek zorunda değil. değil, bu kadar. sizin tehdit ve tacizlerinizin arkadaşına yönelik olduğunu ve gerçek olduğunu düşünebilir. yani ''fbi, cia, bilmemney'' diye pek de zekice olmayan komiklikleriniz içinizi rahatlatıyor olabilir ama söyledikleriniz bayağı bildiğin tehdit niteliği taşıyor. "

Tamamı şurada: 
https://eksisozluk.com/entry/28143738


18 Haziran 2012 Pazartesi

Babamız bizi çok sevdi!

Esra'ya, Burcu'ya, Sevgi'ye, Firdevs'e, Meltem'e, Berrin'e, Özlem'e, Özge'ye...

Bir babalar gününü daha atlatmanın rahatlığı içerisindeyim. Neyse ki anneler günü kadar/gibi insanın gözüne gözüne sokulmuyor. Yine de her babalar günü babası hayatta olmayanların suratına tokat gibi çarpıyor. Hele benim gibi babanızın dostu manevi babanızı da kaybetmişseniz daha bir sert hissediliyor bu tokat. 

Yazıyı ithaf ederken nick kullanmak istemedim, hepimizin aslında gerçek insanlar olduğunu, kullandığımızın nick'lerin arkasında gerçek birer kimlik olduğumuz vurgulamak için. Şurada gördüğünüz karakterler gerçek bizlerin birer yansıması. Bence bunu sık sık vurgulamak gerekiyor.

Yazının başlığını atarken Perihan Mağden'i düşündüm, Babasız Kızlar Balosu'nu düşündüm. O şarkı yüzünden babasızlık konusunda hiçbir fikri olmayan insancıkların saçmalıklarını okudum. Midem bulandı, hem de ağır bulandı. Babası olmayan ben, Esra ya da Özge değil, onlardı. Şarkının ya da şiirin diyelim, ne demek istediğini dahi anlamamış insancıklar...

Oysa babamız bizi çok sevdi! Hem de tahmin edemeyeceğiniz kadar çok! Üstelik çirkin de değiliz, gayet güzeliz!

Sonra dediler ki: Babası yok, onun için kendinden büyük bir erkekle beraber. Saçmaladıklarını anlatamadık, babası onları sevmeyen çirkin kızlar içindi o. Babamız bizi çok sevdi. Konu hakkında bir yazımı, polly jean'in isteği üzerine hala asıl yazdığım yerden silmiyorum ve burada paylaşıyorum:

Babası yok onun için kendinden büyük erkekle beraber


 kısık ateşte bilgi edinmiş aydınlanamamış insan zırvası.

biraz önce cha ile konuşuyorduk, dedim o durumun aslı öyle değil, dedi doktorlar öyle diyormuş. o doktorların hepsini sikeyim. bu bir. doktor olmuşsun hala aritmetikle logaritma çözmeye çalışıyorsun, defol git. kısık ateşte aydınlanamamış da seninle aynı şeyi söylüyor. ne farkın kaldı? insanlar kalıba sokmayı seviyorlar, doktorlar da.

bu da iki: bu önerme nedense kadınlar söz konusu olduğunda babası yok, babalık yapmıyor, baba var ama yok gibi bilmemnedir de erkekler söz konusu olduğunda kadının tecrübesinin cazibesine kapıldı. oldu yarram, yanılıyorsunuz yarram. o zaman anası olmayan erkekler de yaşlı kadınlara sarardı, alakası yok. sevgilide baba aramak da en hafifinden sapıkça.

peki nereden geliyor bu genelleme kalıba sokma isteği? şu aydınlatmacı sözlerim size her şeyi gün gibi ışığa çıkaracak bakın:

bu iddianın aslı ne biliyo musun? kadının sürekli kendisini korunma altında hissetme arzusunda olduğu sanrısı. olgunluk, bilgi birikimi, bunlar elbette etkiliyor ama sadece yaşı büyük diye tercih edilseydi bu adamlar mahalle komşusu mehmet amca ile de beraber olmak isteyenler hanım kızlarımız olması gerekirdi, tercih edilen yaşlı adamlar ya birikimli ya da kadın orospu ruhluysa paralı vs baba ve korunma ihtiyacı ile zerre ilgisi yok, para ile ilgili olanın kendini ahlaksızca garantiye alma ile zerre ilgisi var ama o onun ahlaksızlığı.

bu yeni bilginizin hayrını görün.

(deliberte, 05.07.2011 12:48)

Arada biri Babasız Kızlar Balosu diye çıkıveriyor, durur muyum? Yapıştırıyorum cevabı:

babası yok denince babasız kızlar balosu'nu ve babaları terk etmiş kızları anlamak ne tuhaf bir yanılgı. babanın öldüğü için olmaması ile bu durum arasında dağlar kadar fark var oysa ki, öldüğü için mi babayı cezalandıracağız? adam ölmüş gitmiş... keşke ölmeseydi tabi, çevremdeki birçok babalı kızdan daha çok babalıyım buradan bakarsak. varlığı süresince eksikliğini hiç hissetmedim.

(deliberte, 06.07.2011 23:59)

Bakın başka neler yazmışım babamla, babalarımızla ilgili:

Babanın ateist olması


bu durum bir de babanın imam hatip lisesi'nde öğretmen olması durumunu kapsıyorsa oldukça renkli sahneler yaşanır aile efradı tarafından. yıllarca size imamın kızı denir, halbuki sizin ne imamlıkla ne kızlıkla alakanız yoktur. lan!?

based on a o kadar true bir story ki.

(deliberte, 26.07.2011 18:11)

Bir de peygamber gibi adamdı derlerdi, ona da gülümserim hep.

Babanın ölmesi

 

Hatırlıyorum, hüngür hüngür ağlayarak girmiştim bu entry'yi ve içimdekileri dökememiştim. Çünkü ben babamın öldüğünü ancak bu yıl, 17 sene sonra kabul edebildim.

(bkz: ağlamaktan entry girememek)

(bkz: yıllar geçse de üstünden bu kalp seni unutur mu)

babanızın ölümünün üzerinden yıllar geçse de acısı taze kalır. geçmesini beklemeyin. ölmesinden dört yıl öncesinden hazırlanmaya başlasanız bile o sizi hazırlıksız yakalar. her ölüm erkendir, yıllar çoğaldıkça azalır. sık sık düşünürsünüz hala hayatta olsaydı siz nasıl biri olurdunuz, bu kadar güçlü mü olurdunuz yine yoksa daha mı güçlü... cevabın ikincisi olduğunu bilmeniz içinizi daha bir kanatır. rüyanızda görseniz çocuk gibi sevinirsiniz. açelya şarkısını söyleyemez olursunuz çünkü kime olduğunu bilmeden babanıza söylüyorsunuzdur ve kasetin içinde "babama" diye yazıyordur, bir yerlerde beraber söylediğiniz samanyolu nu duysanız hüngür hüngür ağlamamak için kendinizi zor tutarsınız, daha doğrusu tutamazsınız. ölümünün üzerinden on üç sene geçmiş olsa da entry girerken gözlerinizden yaşlar süzülür. yanınızda olmasını, ona sarılmayı çaresizce özlersiniz.

(deliberte, 14.04.2008 04:43)

Bunları bu sene şurada yazdım ama bu sefer sonuna dek hissederek, bastırmadan, dışarı çıkmasına izin vererek...

http://lalibertedenmektuplar.blogspot.com/2012/06/baska-bir-son-nefes-veya-ilk-nefes.html
Denizin içinde karanlıklar gibisin, ışığın içinde saklıdır bilmezsin, hayat artık sensiz akıp gidiyor, senden habersiz sessiz...



Geçen gün de birisi şu başlıklı entry'yi oylanmış:

Babanın söylediği unutulmayan sözler


bir an hiçbir şey hatırlamadım ve korktum. zaman anıları bu kadar çabuk mu yiyor? doğduğumda babamın bana yazdığı şiiri unutamam, söz deseniz bir sürü sözü var ama tıkandım işte. aklıma 5 yaşından beri ne zaman arkadaşları ile rakı içse yanına çağırıp 'kızım bi fırt çek, aferin, bi fırt daha çek, bakın kızıma nasıl rakı içiyor' sözleri geldi, 'aslan kızım benim' de bonusu. daha o yaşlarda dört fırta kadar çektiğimi bilirim. hatta (bkz: rakı içen kadın/@deliberte)

sonra ben yemek konusunda dünyanın en uyuz çocuklarından biri olduğum için adamcağız şarkıcı kesilecekti neredeyse, garson berte getir'ler, nar gibi domatesle beyaz peynir'ler havada uçuşuyordu. garsonlu olan çarlistondan uyarlama da diğerinin ciddi ciddi varolduğunu düşündüm hep. sözlerini de yazayım tam olsun:

nar gibi domatesle beyaz peynir
bir parça ekmekle beraber yenir
gel onu seninle yiyelim
her an düzelir keyfin neşen gelir

bir seferinde de, bu sefer ilkokuldayım, madonna hayranıyım, açmışım kaseti elimde deodorant şişesi şarkı söylüyorum, daha ingilizce falan bildiğim yok, hello mello, güya söylüyorum, odamın kapısı kapalı. babam kapıyı açıp kafasını uzattı, ben çok utandım. niye utanıyorsam... 'aferin kızım, devam et sen, böylelikle dili daha kolay öğrenirsin,' dedi, ben kalakaldım. niyeyse gülmesini falan beklemiştim. sadece hoşuna gitmesinin getirdiği bir gülümseme vardı. ben sıkılmadan devam edeyim diye kapıyı kapatıp gitti.

beni hayatım boyunca en etkileyen sözü yüz milyon meslektaşı ile toplandığımız bir akşam yemeğinde söylemişti. ben o yaz ilkokulu bitirmiştim ve anadolu lisesi sınavını kazanmıştım. o dönem eğitimin altıncı senesine tekabül eden sınıf anadolu liselerinde ingilizce eğitim verilen hazırlık sınıfları olurdu. şimdiki cıvık dönemin düzgününü düşünün, öyle. inal ertekin bebelerine rağmen istediğim okulu kazanmışım, zaten o zamanlar sadece iki tane anadolu lisesi var yaşadığımız yerde, bir yandan gururluyum, işte başardım falan modundayım, bir yandan da kimseye söylemediğim, hatta kendime bile, bir endişem var. işte böyle bir yaz, soruyor amcalar işte aferin berte kazandın, gelip bizim öğrencimiz olmadın (ben bi de ben sizin okula gelmeyeceğim ki anadolu lisesine gireceğim diye burnum bi karış havada dolaşırdım, kendinden emin olmak böyle bir şey sanırım) e ne hissediyorsun falanlar, ben gak guk diyemeden babam girdi devreye 'berte'nin biraz endişesi var, tüm sene ingilizce öğrenecek, yapabilir miyim diye düşünüyor ama ben kızıma güveniyorum, yapar o,' ve ben dondum kaldım. lan kendime bile söylememişim! şimdi bakıyorum sözcüklerle bile anlaşamıyoruz insanlarla, değil içini okumak. gerçi annemle de sözcüklerle anlaşamazdık hiç, defalarca söylememe rağmen anlatamazdım. sanırım baba kız arasındaki bağa dayalı bir şey ya da benim ultra mega süper babama. kaç kişi bu şekilde karşısındakini anlayabilir? akraba bile olsa? kızlar hep seçecekleri erkekte babalarını arar derler ya, işte bu açıdan ararım elbet, böyle bir erkek daha çıksın karşıma, gözüm kapalı evlenirim bile. ki ben... demek o baba arama teorisi de doğruymuş, şimdiye kadarkileri toplasan tırnağı olamayacaklarından hiç gerçekten onu aradığımı düşünmemiştim. bir bilimsel gerçeğe daha ışık tuttuktan sonra kabuğuma çekiliyorum. sen sanıyordun ki kabukluydum, değilim.

(deliberte, 18.10.2011 13:45)

Ha bir de şu var:

Babası büyüyen kadınlardan korkmak


korkaklara mahsustur. abuk subuk spesifik örneklerden çıkarım yapıp kendinizi maymun edeceğinize bence korkunun üzerine gidin. geçecek.

kendi ayaklarının üzerinde duran her kadının babası ölmüş değildir. bunu da yazın bir kenara.

ha bir de kendisinden yaşça büyük sevgilisi olan kadınlara baba hasreti içinde oldukları için o adamları seçtikleri söyleniyor ya işte o insanları pompalı tüfekle kovalamak istiyorum. herkes ben değil tabi, susup içinden saydırıyorlar.
(deliberte, 10.06.2010 01:13)

Aslında farklı bir şekilde bitirmek istiyordum. Ben geçen sene hayatta olmayan babama bir hediye verdim, ona sevgilisini verdim, o yazım ile bitiriyorum. Halbuki o yazıyı yazarken bunu ben bile bilmiyordum. Hastanede, yoğun bakımın önünde asla gerçekleşmeyecek bir ameliyat için güya, koşturuyordum, gerçekleşse %95 annemi kaybedeceğim bir ameliyatın kan hazırlıkları için çırpınıyordum. Nereden bilebilirdim ki?

Babacığım, kızları benim canım olanların hiç tanımadığım merhum babalarını da, kalbimde baki kalan Baki hocayı da, seni de çok seviyorum. Bu sene sana verebileceğim tek hediye daha güçlü, daha ayakta, daha dimdik bir kadın olmaktır, biliyorum ve güvenini boşa çıkarmıyorum. Tapusunu defalarca dolandırıldığın için alamadığın ev yüzünden kanser olup canını acı çekerek teslim eden babacığım, o ev artık benim üzerime ve ben sana, doğum günün için, içinde bir sürü hediye hazırladım. Görüyorsun, biliyorum.

Babası hayatta olmayanların babalar günü


duygusal anlamda babayı aldıkları gün. sabah twitter'da okumasam bana yardıma gelen arkadaşımın babasına koşmasından öğrenecektim bu günü. twitter'da yazansa az ve öz :

-- Tweet sahibi twitter hesabini gizlemis! -- (dolayısı ile ne yazıldığını bilemiyoruz....)
bu da benden ona cevap:
@nrgldnmz her babalar gününde aynı şeyi düşünürüm yıllardır...
tahminen tweet'te her babalar gününün babası olmayanları acıtmaktan başka hiçbir işe yaramadığını yazmıştı bu kişi.

http://twitter.com/...iberte/status/82357886583455745

Mezarına bile ayağım dönmemiş, babama diyeceğim bir şey var mı düşündüm, sevmediğimden değil, çok sevdiğimden, yokluğunu kabullenemediğimden...
http://twitter.com/...iberte/status/82358685287972864

(19.06.2011 14:53) 

Artık mezarına ayağım dönüyor baba, hatta o gece sana sevgilini hediye ettiğimden beri ayağım oradan hiç dönmek istemiyor, toprağınıza yatıp öylece uzanmak istiyorum bazen, sizi çok özlüyorum. 

Bu yazıyı hangi bloguma koyacağımı bilemedim, ikisine de koyuyorum.