sevgi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sevgi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Aralık 2015 Salı

günlük hayatta ve ilişkilerde erkek şiddeti üzerine

Bugün Twitter'da sevgili Meyrem aka Myriamonde nefis bir flood yazdı. O kadar şahane ve o kadar uzundu ki birisinin bir araya toplaması gerekiyordu. İzni kapar kapmaz giriştim.

Direkt linkinden okumak isteyenleri şöyle alalım:
https://twitter.com/myriamonde/status/671338996149166080

Şiddetin türlü türlü çeşidi var. Bunların çoğu günlük hayatımıza o kadar yapışmış durumda ki çoğunlukla fiziksel değilse ve günlük hayatın sözde gerekliliğine yedirilmişse çoğu kişi fark etmiyor bile. "Neden seni gecenin bir yarısında araması şiddet olsun?" "Beni kendi hayatı ve sınırları olan bir insan değil de onu memnun etmek üzere kurulu bir saat, bir eşya gibi görmesinden ötürü olmasın?"

Neyse Meyrem'in flood'u ziyadesiyle açıklıyor zaten, o zaman dans!

----------------------------

birlikte olduğu bir tek kadın hariç bütün kadınlara şiddet uygulamış bir erkek tanıyorum. her seferinde "sebebi" farklıydı ama aynı kapı hep

bazı kadınlar karşısında kendini güçsüz ve iktidarsız hissedip hırçın ve saldırgan oldu, bazı kadınları aşağı gördüğü için saygı duymadı.

her seferinde ufak tefek, çok fazla aşırı fazla insanın "normal" zannettiği şeylerle başladı şiddet uygulaması.

akşam yemeğine karar vermesi, kadınların HOF HYR İSTEMİYORM HFF O DA OLMAZlarla sürekli adamı memnun etmeye çalışan hizmetçilere dönmesiyle.

tabi ki sadece ve her seferinde bu değildi, ama genel davranış kalıbı bu: sıradan gündelik şeylere öyle tepkiler ver ki kadın sana çalışsın.

kadınlar zaten bunun normal bir şey olduğunu zannediyor, erkeğe çocuk gibi bakmayı falan yadırgamıyolar. sürekli memnun etme çabası.

onları da anlıyorum, çünkü böyle sosyalleştiriliyor kız çocukları, daha kendilerini bilmedikleri yaştan itibaren. anlayışlı ol. alttan al.

uyum sağla, taviz ver, duruma adapte ol. etkin olma, hayata karşı sürekli "tepki verir"konumda kal. bunu erkekler çok iyi biliyor & kullanıyor.

kadının ayakkabısını beğenmiyor, kilosunu beğenmiyor, yaptığı yemeği beğenmiyor, ilgi alanlarını beğenmiyor, arkadaşlarını beğenmiyor...

neyi beğenmediği çok kritik değil, zaten hiçbi boku beğenmiyo da, yani, "beğenmemek" ciddi bir silah. çünkü ortada bir varsayım var,

"bana beğendirmek zorundasın", her şeyi, kendini, benliğini; varoluşunu bana gerekçelendirmek zorundasın çünkü yoksa anlamsızsın, sen yoksun.

erkeği memnun ettiğin ölçüde yaşama imtiyazı elde edersin, yaşama hakkın yoktur, bu sana bahşedilen (ve bahşedilmeyebilecek olan) bir lüks.

bu gücü bu pezevenklere vermeyin allah aşkına. yani büyük resme bakınca hiçbirimizin teker teker elinde değil, bu varsayımla gelecek hepsi

ama bu varsayımlara hassiktir lan diyebilecek sosyal konuma sahip olan kadınlarsınız hepiniz, bunları okuyabiliyor olmanız bile buna işaret.

bari siz kabullenmeyin. bari siz aşkı sevgiyi ve insana dair her şeyi iktidar mücadelesine çeviren psikopatlara had bildirin.

mevzu fiziksel şiddete gelene kadar tepki vermemeyi anlayamıyorum. arkadaşlar yalnız ölsek bile yalnız ölmeyecek kadınlarız. yapmayın.

şiddet uygula(ya)madığı tek kadına neden şiddet uygulayamadığını düşünüp duruyorum bir süredir. ve geçen gün adını koydum:

bu kadın, ilişkinin daha canım cicim döneminde adamın ufak salvolarına HÖSSST diye tepki vermiş.

yaptığı yemeği beğenmeyince "iyi bari, sen yap da yiyelim" demek kadar basit şeylerden bahsediyorum.

çevirmen sözleşmelerimde "en az ortalama kalitede çeviri yapacağını taahhüt eder" falan gibi bi ifade oluyo. böyle bi sözleşme yapan var mı?

"yalnız kalmamak ve bazı ihtiyaçlarımı karşılatmak adına en az ortalama kalitede yemek yapacağımı taahhüt ederim" diye imza atmış olan?

hadi koca koca kadınlar bu halde, size noluyo ya, hayatının baharında çiçek gibi insansınız, bi kısmınız beyonce meşur olduktan sonra doğdu.

yapmayın. istemediğiniz cinsel aktiviteyi ısrarla "deneyen" sevgililerinize posta koyun. "ama belki bu sefer canınız çeker" diye yapmıyor,

belki iradenizi bu sefer kırabilir diye yapıyor. belki bu sefer yılarsınız da itiraz etmezsiniz.

irademiz zaten kırılmaya hazır, çünkü sanki yokmuş gibi kafamıza vura vura büyütüyorlar. en iyi niyetli aile bile en azından engelleyemiyor.

geçmişe şu an yapabileceğiniz bir şey yok tabi, ama hayatınızın herhangi bir noktasında durup irade inşa etmeye başlayabilirsiniz.

sürekli bir şeyleri beğenmeyen, sürekli karar alıcı, sürekli etkin, sürekli izleyen, sürekli *talep eden* konumdaki erkeklere katlanmayın.

bütttttttttüüüüün erkekler iş "ama çok seviyorum" noktasına gelmeden önce işaret verir, veriyor. işaretleri görün, işaretlere müdahale edin.

kendiniz için yapmıyorsanız sizden sonra darlayacağı kadın için yapın. bu adamlar otoriteleri hiç sorgulanmadan 30 yaşına geliyor.

random adamların karşısına geçip sizden her gün talep edilen şeyleri talep edebilir misiniz düşünsenize - ben edemezdim benden edilenleri.

niye? aşşşşırı ezik olduğum için mi? hayır, çünkü hadsizce bu tavırlar. karşısında insan olduğunu idrak etmeyen adamların tavırları.

sevgilisinden talep ettiği saçmalıkları hadi arkadaşını falan geçiyorum, erkekkardeşinden talep edebilir mi? annesinden ettiğini babasından?

bunlar hep hadsizlik. had hudud bilmeyecek şekilde yetiştiriliyor bu insanlar. efes satan bakkala gidip her gün tuborg yok mu diyemez,

ama sana her sevişmede ya anal mı denesek diyebilir. çünkü sen saygı duyduğu gerçek ve tam bir varlık değilsin. yani öyle zannediyor.

başta bahsettiğim adam bi kadının kendisinden sosyal konum olarak daha yukarda olmasını hazmedemeyip kadını başka yerlerden ezmeye çalışırdı

o kadın da yalnız kalmaktan korktuğu için çok uzun bir süre katlandı bu adama. ama yalnız kalsak ne olur? yani daha kötü ne olabilir?

sürekli terörize edilmekten daha mı kötü yalnız kalmak? sürekli hesap vermekten, sürekli kendini kontrol etmekten daha mı kötü?

bu adamların vaatleri sandıkları ve bizi inandırmaya çalıştıkları kadar büyük değil. alt tarafı musluk tamir etmek falan.

değmez, değmedi, değmiyor. karşısında insan olduğunu kafasına vura vura öğreteceğiz gerekirse.

"adeta bir erkekle muhatap oluyormuş gibi" davranacaklar bize de. var olmak, insan suretinde dünyaya gelmek hasebiyle hak ediyoruz bunu.

bir irademiz olduğunu ve birtakım şeyleri(herhangi bir şeyi) onların değerlendirmesine sunmak adına değil x sebeple yaptığımızı öğrenecekler

bir kadının boğazına sarılabilen adam, diğer bir kadına "evi iyi temizlemiyon" bile diyemedi. gözümle gördüm. diğer kadın olacağız.

haddini bilmeyen bu yavşak oğlu yavşaklara hadlerini biz bildireceğiz.

herkes hayatının sorumluluğunu ve yükünü kendi taşıyacak, üstümüze yıktırmayacağız.

seni yanımda gezdirmekten utanıyorum diyebilen yavşaklara "kk byz" demeyi bilecek olan siz değilsiniz de kim?

gezdirme lan, yanında gezdirmelik manken tut, bana ne? bizim eğitimimiz var, paramız var, arkadaşlarımız var, hobilerimiz var.

biz kimseye muhtaç değiliz. bunu bilmiyorlar. çocuk doğurmak için bile boklu pipisine muhtaç değiliz kimsenin.

şu an istese 1 hafta içinde hamile kalamayacak takipçim var mı?

biz kimseye muhtaç değiliz, bazen kendimiz bile bilmiyoruz. katlanıyoruz davarlara. katlanmamıza g e r e k y o k arkadaşlar. bu kadar basit.

bu saçmalıklara katlanmadığımızda aç-açıkta ztn kalmayacağız da, yalnız da kalmayacağız. kendi hayatımız var. yokmuş gibi davranıyolar, var.

hocanın tacizi, patronun baskısı gibi değil bu iş. bunlara karşı belli miktarlarda güçsüzüz evet, çünkü bu insanların dışsal bi iktidarı var.

bu yüzden bunlara karşı birtakım mücadele yöntemleri geliştirmeye çalışıyoruz. ama sevgilimizin böyle dışsal bir iktidarı yok.

izin verdiğimiz kadarı var. bu yüzden küçük kızların peşinde koşan yavşaklardan tiksiniyorum, *bilmeyene* yürüyüp normal bu zannettiriyorlar.

adi yaratıklar daha üstüne yüklenen şartlanmayı silkeleyemeden ağına düşürmeye, ele geçirmeye çalışıyor gencecik kadınları.

zaten toplum içinde bunun normal olduğuna kandırılmışız, "bi dakka lan" diyemeden ne sömürse kardır bu yaratıklara.

böyle bir canavar portresi çiziyorum ama canavar değil, normal, sıradan, her gün gördüğümüz tipler bunlar. çoğu bilinçli bir şey yapmıyor,

ama bilinçli yapmayışı yaptığının altında bunlar olduğu gerçeğini de değiştirmiyor. bilinçli yapmasına gerek yok, yapıyor.

iyisi mii gideyim de kendime ütü yapacak bi mal bulayım demiyo çoğu, gerek yok ki, hayatın sıradan akışı bu zaten.

hayat ona zaten böyle boktan şeylerle uğraşmasına gerek olmadığını, ona uygun bir hizmetçinin sağlanacağını vaad etmiş.

ama bu adamlar öğrenecek, teker teker öğrenecek, "iyi niyetli/bilinçsiz" olan "ha pardon" diyip geri basmayı öğrenecek,

öbürü de yediremeyeceğini. seni beni yenemeyeceğini, sana bana karşı tehdit olarak kullandıkları "çekip gitme" kozunun bizde de olduğunu.

çekin gidin, en ufak bir şiddet emaresinde çekin gidin. yedirebildiğini yapar çünkü. dayak atmak yemiyorsa duygusal şiddet uygular.

ben işime gücüme bakarken sen benim zaman ayırmamam için benim hizmetimi gör diyemiyorsa, siyasi görüşünü aşağılar.

aman da ne kadar şerefli olduğu için sana vurmasın diye duvara fırlattığı o eşya seni korkutmaya odaklıdır hala,

şiddet tehdidi sindirmek için çoğu zaman yeterlidir zaten. telefonu kafana atmaması seni sevdiğinden değil, mühendislikten.

ekonomik davranmaktan falan. sadece bir adet tabak fırlatarak elde edebileceği sonucu niye dövme eforu harcayarak elde etsin?

asgari eforla azami sonuç elde etmeye odaklıdır bütün küçük şiddetcikler. yemeyin. allah aşkına yemeyin.

"bir adamın dövemediği tek kadın olmak" ne kadar ağır. önce bu kadın olacağız, sonra "2kadından biri", sonra "10kadından biri", böyle böyle.

yüzümüze kezzap atılması tehdidiyle yaşamıyoruz diye götü yaymayacağız. en ufak bir şeye tahammül etmeyeceğiz.

bu tweetleri okuyan kadınları alıp hayatta görmedikleri, tanımadıkları, bir tek jestini bilmedikleri bir ülkeye atsak hayatta kalırlar.

babasını yenmiş kadınlarsınız, türkiyeyi yenmiş kadınlarsınız, boklu bir pipiye tahammül etmeyin kendi aşkınıza.

sevginizi silaha çevirmesine izin vermeyin bu lalelerin. insan gibi davranılmayı talep edeceğiz tabi lan, alt tarafı sevdik yani nedir.

bizim sevgimiz de bazen sevgi değil, çünkü biz de hastayız, biz de saçma sapan şeyleri sevgi sanıyoruz ama onlarınki hiç değil.

sevgi iktidar değil, baskı değil, zorlama değil, katlanma değil. hayatımızda sevgi olacaksa insan sevgisi olacak, eşya sevgisi değil.

eşya sevgisiyle insan sevgisi arasında şöyle birtakım farklar olduğundan bahsetmiştim alakasız bi mevzuda:
eşyanın işlevi vardır, o işlev ihtiyacınıza uygunsa o eşyayı eşya sever gibi seversiniz.insan böyle olmaz. insan sevmek uzun sürer hiç yoksa

biz insanız, biz bir işlev yerine getiren eşyalar değiliz. bize böyle davranmayı öğrenecekler, öğreteceğiz. katlanmayın.

her şeyi sürekli tekrar etmek ve sonsuza kadar dakikada 1 tweet ile devam etmek istiyorum ama burada bırakayım. katlanmayanlardan aro.


-----------------------------

Eşyanın işlevi ile başlayan tweet'in olduğu flood'u da önemli bir flood, çıkış mevzusunu ben de bilmiyorum. Şimdi de onu okuyalım:

Link'ten okumak isteyenler şöyle geçsin: https://twitter.com/myriamonde/status/642263376056483840

------------------------------------

dün geceki mevzuya dair: öyle olmadığı belli aslında ama diyelim ki öyle, diyelim ki iki bekar insan birbirlerine seni seviyorum diyor,

SO. FUCKING. WHAT. incelige, güzelliğe, iyiliğe bu kadar mı alerjik olur bir davar sürüsü ya. bu kadar mı. hiç mi birini sevmediler?

hiç mi biri için endişe etmediler, hiç mi içimde kalmasın söyleyeyim demediler? hiç mi darda kalıp birine hasret çekmediler?

bu bu kadarlık mevzu değil, bu bu ülkenin hastalıklı insan yetiştirmesinin boktan ufak bi tezahürü. bi insanı sevmeyi gerçekten bilmiyolar.

sevdiklerini iddia ettikleri insanları eşya sever gibi seviyorlar. insan sevmekten bihaberler. karşılarında oyuncak var gibi sevmeleri.

sevmenin insanın tapusunu almak, üstünde hak iddia etmek, tuhaf bir biçimde bir insanı ezebilme ehliyeti almak olduğunu sanıyorlar.

hayatında bir adet insan evladını bir anlığına sevmiş olan anlar o duyguyu. yaratık bunlar. canavarlastirildiklarini bile bilmiyorlar.

yoldaşligi geçtim, yarenlik nedir bilmiyorlar. insani ilişkiden dışlandılar, sadece kendileri gibi olanların dayattığı biçimleri biliyolar.

ama onlar da eskiden insandı. sonra yaptıkları insani hareketlerin ezilmesine, bastirilmasina karşı koymadilar. birini sevmeyi ogrenemediler.

kafalarına kaliplarla vuruldu ve onlar yenildi. kalıplar kazandı. sürüye bir sığır daha eklendi. her şey bir güç dengesine dönüştü.

hayatında hiç "eşiti" olmayan sey'lere dönüştüler. astlari ve üstleri var. oysa insan sadece eşitini sevebilir.

insanlığı sevdiğim ölçüde nefret ediyorum bunlardan. keşke bu kadar kalabalık olmasalardı.

ama tek olayları zaten kalabalık olmak. bu kalabalık azalamaz, direkt yok olur. özü, temeli, tüm vasfı kalabalık olmak bunların.

öz iradesini guruh'a teslim edip yaşama sorumluluğundan sıyrılan bir pis kalabalık. oysa insan iradesiyle vardır.

siz sevdiğiniz insanları nasıl sevdiniz? insan taninmadan sevilmez mesela.

görür görmez olan şey "begenme"dir, sonra bir şey yapar, iyi bir şeyler yapar ve seversiniz. insan, varoluşu öğrenildikce sevilir.

kuytularini keşfetmeden bir insanı sevemezsiniz. bilmeye emek harcamadan sevilen şey eşyadir.

eşyanın işlevi vardır, o işlev ihtiyacınıza uygunsa o eşyayı eşya sever gibi seversiniz.insan böyle olmaz. insan sevmek uzun sürer hiç yoksa

ve başa dönüyorum, hayatında bi tek insanı bi anlığına sevmiş olan o mesajları anlar. kaygıyı, hasreti, hüznü. ama hayır, çünkü insan değil.

-------------------------

Özgür, Murat, Aykut, Deniz, yukarıdaki satırlarda siz varsınız ve bu yüzden hayatımda yoksunuz. Ve diğerleri, siz de tam bu nedenle olmayacaksınız.

Sağlam duran kadınlara selam olsun!

18 Haziran 2012 Pazartesi

Babamız bizi çok sevdi!

Esra'ya, Burcu'ya, Sevgi'ye, Firdevs'e, Meltem'e, Berrin'e, Özlem'e, Özge'ye...

Bir babalar gününü daha atlatmanın rahatlığı içerisindeyim. Neyse ki anneler günü kadar/gibi insanın gözüne gözüne sokulmuyor. Yine de her babalar günü babası hayatta olmayanların suratına tokat gibi çarpıyor. Hele benim gibi babanızın dostu manevi babanızı da kaybetmişseniz daha bir sert hissediliyor bu tokat. 

Yazıyı ithaf ederken nick kullanmak istemedim, hepimizin aslında gerçek insanlar olduğunu, kullandığımızın nick'lerin arkasında gerçek birer kimlik olduğumuz vurgulamak için. Şurada gördüğünüz karakterler gerçek bizlerin birer yansıması. Bence bunu sık sık vurgulamak gerekiyor.

Yazının başlığını atarken Perihan Mağden'i düşündüm, Babasız Kızlar Balosu'nu düşündüm. O şarkı yüzünden babasızlık konusunda hiçbir fikri olmayan insancıkların saçmalıklarını okudum. Midem bulandı, hem de ağır bulandı. Babası olmayan ben, Esra ya da Özge değil, onlardı. Şarkının ya da şiirin diyelim, ne demek istediğini dahi anlamamış insancıklar...

Oysa babamız bizi çok sevdi! Hem de tahmin edemeyeceğiniz kadar çok! Üstelik çirkin de değiliz, gayet güzeliz!

Sonra dediler ki: Babası yok, onun için kendinden büyük bir erkekle beraber. Saçmaladıklarını anlatamadık, babası onları sevmeyen çirkin kızlar içindi o. Babamız bizi çok sevdi. Konu hakkında bir yazımı, polly jean'in isteği üzerine hala asıl yazdığım yerden silmiyorum ve burada paylaşıyorum:

Babası yok onun için kendinden büyük erkekle beraber


 kısık ateşte bilgi edinmiş aydınlanamamış insan zırvası.

biraz önce cha ile konuşuyorduk, dedim o durumun aslı öyle değil, dedi doktorlar öyle diyormuş. o doktorların hepsini sikeyim. bu bir. doktor olmuşsun hala aritmetikle logaritma çözmeye çalışıyorsun, defol git. kısık ateşte aydınlanamamış da seninle aynı şeyi söylüyor. ne farkın kaldı? insanlar kalıba sokmayı seviyorlar, doktorlar da.

bu da iki: bu önerme nedense kadınlar söz konusu olduğunda babası yok, babalık yapmıyor, baba var ama yok gibi bilmemnedir de erkekler söz konusu olduğunda kadının tecrübesinin cazibesine kapıldı. oldu yarram, yanılıyorsunuz yarram. o zaman anası olmayan erkekler de yaşlı kadınlara sarardı, alakası yok. sevgilide baba aramak da en hafifinden sapıkça.

peki nereden geliyor bu genelleme kalıba sokma isteği? şu aydınlatmacı sözlerim size her şeyi gün gibi ışığa çıkaracak bakın:

bu iddianın aslı ne biliyo musun? kadının sürekli kendisini korunma altında hissetme arzusunda olduğu sanrısı. olgunluk, bilgi birikimi, bunlar elbette etkiliyor ama sadece yaşı büyük diye tercih edilseydi bu adamlar mahalle komşusu mehmet amca ile de beraber olmak isteyenler hanım kızlarımız olması gerekirdi, tercih edilen yaşlı adamlar ya birikimli ya da kadın orospu ruhluysa paralı vs baba ve korunma ihtiyacı ile zerre ilgisi yok, para ile ilgili olanın kendini ahlaksızca garantiye alma ile zerre ilgisi var ama o onun ahlaksızlığı.

bu yeni bilginizin hayrını görün.

(deliberte, 05.07.2011 12:48)

Arada biri Babasız Kızlar Balosu diye çıkıveriyor, durur muyum? Yapıştırıyorum cevabı:

babası yok denince babasız kızlar balosu'nu ve babaları terk etmiş kızları anlamak ne tuhaf bir yanılgı. babanın öldüğü için olmaması ile bu durum arasında dağlar kadar fark var oysa ki, öldüğü için mi babayı cezalandıracağız? adam ölmüş gitmiş... keşke ölmeseydi tabi, çevremdeki birçok babalı kızdan daha çok babalıyım buradan bakarsak. varlığı süresince eksikliğini hiç hissetmedim.

(deliberte, 06.07.2011 23:59)

Bakın başka neler yazmışım babamla, babalarımızla ilgili:

Babanın ateist olması


bu durum bir de babanın imam hatip lisesi'nde öğretmen olması durumunu kapsıyorsa oldukça renkli sahneler yaşanır aile efradı tarafından. yıllarca size imamın kızı denir, halbuki sizin ne imamlıkla ne kızlıkla alakanız yoktur. lan!?

based on a o kadar true bir story ki.

(deliberte, 26.07.2011 18:11)

Bir de peygamber gibi adamdı derlerdi, ona da gülümserim hep.

Babanın ölmesi

 

Hatırlıyorum, hüngür hüngür ağlayarak girmiştim bu entry'yi ve içimdekileri dökememiştim. Çünkü ben babamın öldüğünü ancak bu yıl, 17 sene sonra kabul edebildim.

(bkz: ağlamaktan entry girememek)

(bkz: yıllar geçse de üstünden bu kalp seni unutur mu)

babanızın ölümünün üzerinden yıllar geçse de acısı taze kalır. geçmesini beklemeyin. ölmesinden dört yıl öncesinden hazırlanmaya başlasanız bile o sizi hazırlıksız yakalar. her ölüm erkendir, yıllar çoğaldıkça azalır. sık sık düşünürsünüz hala hayatta olsaydı siz nasıl biri olurdunuz, bu kadar güçlü mü olurdunuz yine yoksa daha mı güçlü... cevabın ikincisi olduğunu bilmeniz içinizi daha bir kanatır. rüyanızda görseniz çocuk gibi sevinirsiniz. açelya şarkısını söyleyemez olursunuz çünkü kime olduğunu bilmeden babanıza söylüyorsunuzdur ve kasetin içinde "babama" diye yazıyordur, bir yerlerde beraber söylediğiniz samanyolu nu duysanız hüngür hüngür ağlamamak için kendinizi zor tutarsınız, daha doğrusu tutamazsınız. ölümünün üzerinden on üç sene geçmiş olsa da entry girerken gözlerinizden yaşlar süzülür. yanınızda olmasını, ona sarılmayı çaresizce özlersiniz.

(deliberte, 14.04.2008 04:43)

Bunları bu sene şurada yazdım ama bu sefer sonuna dek hissederek, bastırmadan, dışarı çıkmasına izin vererek...

http://lalibertedenmektuplar.blogspot.com/2012/06/baska-bir-son-nefes-veya-ilk-nefes.html
Denizin içinde karanlıklar gibisin, ışığın içinde saklıdır bilmezsin, hayat artık sensiz akıp gidiyor, senden habersiz sessiz...



Geçen gün de birisi şu başlıklı entry'yi oylanmış:

Babanın söylediği unutulmayan sözler


bir an hiçbir şey hatırlamadım ve korktum. zaman anıları bu kadar çabuk mu yiyor? doğduğumda babamın bana yazdığı şiiri unutamam, söz deseniz bir sürü sözü var ama tıkandım işte. aklıma 5 yaşından beri ne zaman arkadaşları ile rakı içse yanına çağırıp 'kızım bi fırt çek, aferin, bi fırt daha çek, bakın kızıma nasıl rakı içiyor' sözleri geldi, 'aslan kızım benim' de bonusu. daha o yaşlarda dört fırta kadar çektiğimi bilirim. hatta (bkz: rakı içen kadın/@deliberte)

sonra ben yemek konusunda dünyanın en uyuz çocuklarından biri olduğum için adamcağız şarkıcı kesilecekti neredeyse, garson berte getir'ler, nar gibi domatesle beyaz peynir'ler havada uçuşuyordu. garsonlu olan çarlistondan uyarlama da diğerinin ciddi ciddi varolduğunu düşündüm hep. sözlerini de yazayım tam olsun:

nar gibi domatesle beyaz peynir
bir parça ekmekle beraber yenir
gel onu seninle yiyelim
her an düzelir keyfin neşen gelir

bir seferinde de, bu sefer ilkokuldayım, madonna hayranıyım, açmışım kaseti elimde deodorant şişesi şarkı söylüyorum, daha ingilizce falan bildiğim yok, hello mello, güya söylüyorum, odamın kapısı kapalı. babam kapıyı açıp kafasını uzattı, ben çok utandım. niye utanıyorsam... 'aferin kızım, devam et sen, böylelikle dili daha kolay öğrenirsin,' dedi, ben kalakaldım. niyeyse gülmesini falan beklemiştim. sadece hoşuna gitmesinin getirdiği bir gülümseme vardı. ben sıkılmadan devam edeyim diye kapıyı kapatıp gitti.

beni hayatım boyunca en etkileyen sözü yüz milyon meslektaşı ile toplandığımız bir akşam yemeğinde söylemişti. ben o yaz ilkokulu bitirmiştim ve anadolu lisesi sınavını kazanmıştım. o dönem eğitimin altıncı senesine tekabül eden sınıf anadolu liselerinde ingilizce eğitim verilen hazırlık sınıfları olurdu. şimdiki cıvık dönemin düzgününü düşünün, öyle. inal ertekin bebelerine rağmen istediğim okulu kazanmışım, zaten o zamanlar sadece iki tane anadolu lisesi var yaşadığımız yerde, bir yandan gururluyum, işte başardım falan modundayım, bir yandan da kimseye söylemediğim, hatta kendime bile, bir endişem var. işte böyle bir yaz, soruyor amcalar işte aferin berte kazandın, gelip bizim öğrencimiz olmadın (ben bi de ben sizin okula gelmeyeceğim ki anadolu lisesine gireceğim diye burnum bi karış havada dolaşırdım, kendinden emin olmak böyle bir şey sanırım) e ne hissediyorsun falanlar, ben gak guk diyemeden babam girdi devreye 'berte'nin biraz endişesi var, tüm sene ingilizce öğrenecek, yapabilir miyim diye düşünüyor ama ben kızıma güveniyorum, yapar o,' ve ben dondum kaldım. lan kendime bile söylememişim! şimdi bakıyorum sözcüklerle bile anlaşamıyoruz insanlarla, değil içini okumak. gerçi annemle de sözcüklerle anlaşamazdık hiç, defalarca söylememe rağmen anlatamazdım. sanırım baba kız arasındaki bağa dayalı bir şey ya da benim ultra mega süper babama. kaç kişi bu şekilde karşısındakini anlayabilir? akraba bile olsa? kızlar hep seçecekleri erkekte babalarını arar derler ya, işte bu açıdan ararım elbet, böyle bir erkek daha çıksın karşıma, gözüm kapalı evlenirim bile. ki ben... demek o baba arama teorisi de doğruymuş, şimdiye kadarkileri toplasan tırnağı olamayacaklarından hiç gerçekten onu aradığımı düşünmemiştim. bir bilimsel gerçeğe daha ışık tuttuktan sonra kabuğuma çekiliyorum. sen sanıyordun ki kabukluydum, değilim.

(deliberte, 18.10.2011 13:45)

Ha bir de şu var:

Babası büyüyen kadınlardan korkmak


korkaklara mahsustur. abuk subuk spesifik örneklerden çıkarım yapıp kendinizi maymun edeceğinize bence korkunun üzerine gidin. geçecek.

kendi ayaklarının üzerinde duran her kadının babası ölmüş değildir. bunu da yazın bir kenara.

ha bir de kendisinden yaşça büyük sevgilisi olan kadınlara baba hasreti içinde oldukları için o adamları seçtikleri söyleniyor ya işte o insanları pompalı tüfekle kovalamak istiyorum. herkes ben değil tabi, susup içinden saydırıyorlar.
(deliberte, 10.06.2010 01:13)

Aslında farklı bir şekilde bitirmek istiyordum. Ben geçen sene hayatta olmayan babama bir hediye verdim, ona sevgilisini verdim, o yazım ile bitiriyorum. Halbuki o yazıyı yazarken bunu ben bile bilmiyordum. Hastanede, yoğun bakımın önünde asla gerçekleşmeyecek bir ameliyat için güya, koşturuyordum, gerçekleşse %95 annemi kaybedeceğim bir ameliyatın kan hazırlıkları için çırpınıyordum. Nereden bilebilirdim ki?

Babacığım, kızları benim canım olanların hiç tanımadığım merhum babalarını da, kalbimde baki kalan Baki hocayı da, seni de çok seviyorum. Bu sene sana verebileceğim tek hediye daha güçlü, daha ayakta, daha dimdik bir kadın olmaktır, biliyorum ve güvenini boşa çıkarmıyorum. Tapusunu defalarca dolandırıldığın için alamadığın ev yüzünden kanser olup canını acı çekerek teslim eden babacığım, o ev artık benim üzerime ve ben sana, doğum günün için, içinde bir sürü hediye hazırladım. Görüyorsun, biliyorum.

Babası hayatta olmayanların babalar günü


duygusal anlamda babayı aldıkları gün. sabah twitter'da okumasam bana yardıma gelen arkadaşımın babasına koşmasından öğrenecektim bu günü. twitter'da yazansa az ve öz :

-- Tweet sahibi twitter hesabini gizlemis! -- (dolayısı ile ne yazıldığını bilemiyoruz....)
bu da benden ona cevap:
@nrgldnmz her babalar gününde aynı şeyi düşünürüm yıllardır...
tahminen tweet'te her babalar gününün babası olmayanları acıtmaktan başka hiçbir işe yaramadığını yazmıştı bu kişi.

http://twitter.com/...iberte/status/82357886583455745

Mezarına bile ayağım dönmemiş, babama diyeceğim bir şey var mı düşündüm, sevmediğimden değil, çok sevdiğimden, yokluğunu kabullenemediğimden...
http://twitter.com/...iberte/status/82358685287972864

(19.06.2011 14:53) 

Artık mezarına ayağım dönüyor baba, hatta o gece sana sevgilini hediye ettiğimden beri ayağım oradan hiç dönmek istemiyor, toprağınıza yatıp öylece uzanmak istiyorum bazen, sizi çok özlüyorum. 

Bu yazıyı hangi bloguma koyacağımı bilemedim, ikisine de koyuyorum.