taciz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
taciz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Aralık 2015 Salı

günlük hayatta ve ilişkilerde erkek şiddeti üzerine

Bugün Twitter'da sevgili Meyrem aka Myriamonde nefis bir flood yazdı. O kadar şahane ve o kadar uzundu ki birisinin bir araya toplaması gerekiyordu. İzni kapar kapmaz giriştim.

Direkt linkinden okumak isteyenleri şöyle alalım:
https://twitter.com/myriamonde/status/671338996149166080

Şiddetin türlü türlü çeşidi var. Bunların çoğu günlük hayatımıza o kadar yapışmış durumda ki çoğunlukla fiziksel değilse ve günlük hayatın sözde gerekliliğine yedirilmişse çoğu kişi fark etmiyor bile. "Neden seni gecenin bir yarısında araması şiddet olsun?" "Beni kendi hayatı ve sınırları olan bir insan değil de onu memnun etmek üzere kurulu bir saat, bir eşya gibi görmesinden ötürü olmasın?"

Neyse Meyrem'in flood'u ziyadesiyle açıklıyor zaten, o zaman dans!

----------------------------

birlikte olduğu bir tek kadın hariç bütün kadınlara şiddet uygulamış bir erkek tanıyorum. her seferinde "sebebi" farklıydı ama aynı kapı hep

bazı kadınlar karşısında kendini güçsüz ve iktidarsız hissedip hırçın ve saldırgan oldu, bazı kadınları aşağı gördüğü için saygı duymadı.

her seferinde ufak tefek, çok fazla aşırı fazla insanın "normal" zannettiği şeylerle başladı şiddet uygulaması.

akşam yemeğine karar vermesi, kadınların HOF HYR İSTEMİYORM HFF O DA OLMAZlarla sürekli adamı memnun etmeye çalışan hizmetçilere dönmesiyle.

tabi ki sadece ve her seferinde bu değildi, ama genel davranış kalıbı bu: sıradan gündelik şeylere öyle tepkiler ver ki kadın sana çalışsın.

kadınlar zaten bunun normal bir şey olduğunu zannediyor, erkeğe çocuk gibi bakmayı falan yadırgamıyolar. sürekli memnun etme çabası.

onları da anlıyorum, çünkü böyle sosyalleştiriliyor kız çocukları, daha kendilerini bilmedikleri yaştan itibaren. anlayışlı ol. alttan al.

uyum sağla, taviz ver, duruma adapte ol. etkin olma, hayata karşı sürekli "tepki verir"konumda kal. bunu erkekler çok iyi biliyor & kullanıyor.

kadının ayakkabısını beğenmiyor, kilosunu beğenmiyor, yaptığı yemeği beğenmiyor, ilgi alanlarını beğenmiyor, arkadaşlarını beğenmiyor...

neyi beğenmediği çok kritik değil, zaten hiçbi boku beğenmiyo da, yani, "beğenmemek" ciddi bir silah. çünkü ortada bir varsayım var,

"bana beğendirmek zorundasın", her şeyi, kendini, benliğini; varoluşunu bana gerekçelendirmek zorundasın çünkü yoksa anlamsızsın, sen yoksun.

erkeği memnun ettiğin ölçüde yaşama imtiyazı elde edersin, yaşama hakkın yoktur, bu sana bahşedilen (ve bahşedilmeyebilecek olan) bir lüks.

bu gücü bu pezevenklere vermeyin allah aşkına. yani büyük resme bakınca hiçbirimizin teker teker elinde değil, bu varsayımla gelecek hepsi

ama bu varsayımlara hassiktir lan diyebilecek sosyal konuma sahip olan kadınlarsınız hepiniz, bunları okuyabiliyor olmanız bile buna işaret.

bari siz kabullenmeyin. bari siz aşkı sevgiyi ve insana dair her şeyi iktidar mücadelesine çeviren psikopatlara had bildirin.

mevzu fiziksel şiddete gelene kadar tepki vermemeyi anlayamıyorum. arkadaşlar yalnız ölsek bile yalnız ölmeyecek kadınlarız. yapmayın.

şiddet uygula(ya)madığı tek kadına neden şiddet uygulayamadığını düşünüp duruyorum bir süredir. ve geçen gün adını koydum:

bu kadın, ilişkinin daha canım cicim döneminde adamın ufak salvolarına HÖSSST diye tepki vermiş.

yaptığı yemeği beğenmeyince "iyi bari, sen yap da yiyelim" demek kadar basit şeylerden bahsediyorum.

çevirmen sözleşmelerimde "en az ortalama kalitede çeviri yapacağını taahhüt eder" falan gibi bi ifade oluyo. böyle bi sözleşme yapan var mı?

"yalnız kalmamak ve bazı ihtiyaçlarımı karşılatmak adına en az ortalama kalitede yemek yapacağımı taahhüt ederim" diye imza atmış olan?

hadi koca koca kadınlar bu halde, size noluyo ya, hayatının baharında çiçek gibi insansınız, bi kısmınız beyonce meşur olduktan sonra doğdu.

yapmayın. istemediğiniz cinsel aktiviteyi ısrarla "deneyen" sevgililerinize posta koyun. "ama belki bu sefer canınız çeker" diye yapmıyor,

belki iradenizi bu sefer kırabilir diye yapıyor. belki bu sefer yılarsınız da itiraz etmezsiniz.

irademiz zaten kırılmaya hazır, çünkü sanki yokmuş gibi kafamıza vura vura büyütüyorlar. en iyi niyetli aile bile en azından engelleyemiyor.

geçmişe şu an yapabileceğiniz bir şey yok tabi, ama hayatınızın herhangi bir noktasında durup irade inşa etmeye başlayabilirsiniz.

sürekli bir şeyleri beğenmeyen, sürekli karar alıcı, sürekli etkin, sürekli izleyen, sürekli *talep eden* konumdaki erkeklere katlanmayın.

bütttttttttüüüüün erkekler iş "ama çok seviyorum" noktasına gelmeden önce işaret verir, veriyor. işaretleri görün, işaretlere müdahale edin.

kendiniz için yapmıyorsanız sizden sonra darlayacağı kadın için yapın. bu adamlar otoriteleri hiç sorgulanmadan 30 yaşına geliyor.

random adamların karşısına geçip sizden her gün talep edilen şeyleri talep edebilir misiniz düşünsenize - ben edemezdim benden edilenleri.

niye? aşşşşırı ezik olduğum için mi? hayır, çünkü hadsizce bu tavırlar. karşısında insan olduğunu idrak etmeyen adamların tavırları.

sevgilisinden talep ettiği saçmalıkları hadi arkadaşını falan geçiyorum, erkekkardeşinden talep edebilir mi? annesinden ettiğini babasından?

bunlar hep hadsizlik. had hudud bilmeyecek şekilde yetiştiriliyor bu insanlar. efes satan bakkala gidip her gün tuborg yok mu diyemez,

ama sana her sevişmede ya anal mı denesek diyebilir. çünkü sen saygı duyduğu gerçek ve tam bir varlık değilsin. yani öyle zannediyor.

başta bahsettiğim adam bi kadının kendisinden sosyal konum olarak daha yukarda olmasını hazmedemeyip kadını başka yerlerden ezmeye çalışırdı

o kadın da yalnız kalmaktan korktuğu için çok uzun bir süre katlandı bu adama. ama yalnız kalsak ne olur? yani daha kötü ne olabilir?

sürekli terörize edilmekten daha mı kötü yalnız kalmak? sürekli hesap vermekten, sürekli kendini kontrol etmekten daha mı kötü?

bu adamların vaatleri sandıkları ve bizi inandırmaya çalıştıkları kadar büyük değil. alt tarafı musluk tamir etmek falan.

değmez, değmedi, değmiyor. karşısında insan olduğunu kafasına vura vura öğreteceğiz gerekirse.

"adeta bir erkekle muhatap oluyormuş gibi" davranacaklar bize de. var olmak, insan suretinde dünyaya gelmek hasebiyle hak ediyoruz bunu.

bir irademiz olduğunu ve birtakım şeyleri(herhangi bir şeyi) onların değerlendirmesine sunmak adına değil x sebeple yaptığımızı öğrenecekler

bir kadının boğazına sarılabilen adam, diğer bir kadına "evi iyi temizlemiyon" bile diyemedi. gözümle gördüm. diğer kadın olacağız.

haddini bilmeyen bu yavşak oğlu yavşaklara hadlerini biz bildireceğiz.

herkes hayatının sorumluluğunu ve yükünü kendi taşıyacak, üstümüze yıktırmayacağız.

seni yanımda gezdirmekten utanıyorum diyebilen yavşaklara "kk byz" demeyi bilecek olan siz değilsiniz de kim?

gezdirme lan, yanında gezdirmelik manken tut, bana ne? bizim eğitimimiz var, paramız var, arkadaşlarımız var, hobilerimiz var.

biz kimseye muhtaç değiliz. bunu bilmiyorlar. çocuk doğurmak için bile boklu pipisine muhtaç değiliz kimsenin.

şu an istese 1 hafta içinde hamile kalamayacak takipçim var mı?

biz kimseye muhtaç değiliz, bazen kendimiz bile bilmiyoruz. katlanıyoruz davarlara. katlanmamıza g e r e k y o k arkadaşlar. bu kadar basit.

bu saçmalıklara katlanmadığımızda aç-açıkta ztn kalmayacağız da, yalnız da kalmayacağız. kendi hayatımız var. yokmuş gibi davranıyolar, var.

hocanın tacizi, patronun baskısı gibi değil bu iş. bunlara karşı belli miktarlarda güçsüzüz evet, çünkü bu insanların dışsal bi iktidarı var.

bu yüzden bunlara karşı birtakım mücadele yöntemleri geliştirmeye çalışıyoruz. ama sevgilimizin böyle dışsal bir iktidarı yok.

izin verdiğimiz kadarı var. bu yüzden küçük kızların peşinde koşan yavşaklardan tiksiniyorum, *bilmeyene* yürüyüp normal bu zannettiriyorlar.

adi yaratıklar daha üstüne yüklenen şartlanmayı silkeleyemeden ağına düşürmeye, ele geçirmeye çalışıyor gencecik kadınları.

zaten toplum içinde bunun normal olduğuna kandırılmışız, "bi dakka lan" diyemeden ne sömürse kardır bu yaratıklara.

böyle bir canavar portresi çiziyorum ama canavar değil, normal, sıradan, her gün gördüğümüz tipler bunlar. çoğu bilinçli bir şey yapmıyor,

ama bilinçli yapmayışı yaptığının altında bunlar olduğu gerçeğini de değiştirmiyor. bilinçli yapmasına gerek yok, yapıyor.

iyisi mii gideyim de kendime ütü yapacak bi mal bulayım demiyo çoğu, gerek yok ki, hayatın sıradan akışı bu zaten.

hayat ona zaten böyle boktan şeylerle uğraşmasına gerek olmadığını, ona uygun bir hizmetçinin sağlanacağını vaad etmiş.

ama bu adamlar öğrenecek, teker teker öğrenecek, "iyi niyetli/bilinçsiz" olan "ha pardon" diyip geri basmayı öğrenecek,

öbürü de yediremeyeceğini. seni beni yenemeyeceğini, sana bana karşı tehdit olarak kullandıkları "çekip gitme" kozunun bizde de olduğunu.

çekin gidin, en ufak bir şiddet emaresinde çekin gidin. yedirebildiğini yapar çünkü. dayak atmak yemiyorsa duygusal şiddet uygular.

ben işime gücüme bakarken sen benim zaman ayırmamam için benim hizmetimi gör diyemiyorsa, siyasi görüşünü aşağılar.

aman da ne kadar şerefli olduğu için sana vurmasın diye duvara fırlattığı o eşya seni korkutmaya odaklıdır hala,

şiddet tehdidi sindirmek için çoğu zaman yeterlidir zaten. telefonu kafana atmaması seni sevdiğinden değil, mühendislikten.

ekonomik davranmaktan falan. sadece bir adet tabak fırlatarak elde edebileceği sonucu niye dövme eforu harcayarak elde etsin?

asgari eforla azami sonuç elde etmeye odaklıdır bütün küçük şiddetcikler. yemeyin. allah aşkına yemeyin.

"bir adamın dövemediği tek kadın olmak" ne kadar ağır. önce bu kadın olacağız, sonra "2kadından biri", sonra "10kadından biri", böyle böyle.

yüzümüze kezzap atılması tehdidiyle yaşamıyoruz diye götü yaymayacağız. en ufak bir şeye tahammül etmeyeceğiz.

bu tweetleri okuyan kadınları alıp hayatta görmedikleri, tanımadıkları, bir tek jestini bilmedikleri bir ülkeye atsak hayatta kalırlar.

babasını yenmiş kadınlarsınız, türkiyeyi yenmiş kadınlarsınız, boklu bir pipiye tahammül etmeyin kendi aşkınıza.

sevginizi silaha çevirmesine izin vermeyin bu lalelerin. insan gibi davranılmayı talep edeceğiz tabi lan, alt tarafı sevdik yani nedir.

bizim sevgimiz de bazen sevgi değil, çünkü biz de hastayız, biz de saçma sapan şeyleri sevgi sanıyoruz ama onlarınki hiç değil.

sevgi iktidar değil, baskı değil, zorlama değil, katlanma değil. hayatımızda sevgi olacaksa insan sevgisi olacak, eşya sevgisi değil.

eşya sevgisiyle insan sevgisi arasında şöyle birtakım farklar olduğundan bahsetmiştim alakasız bi mevzuda:
eşyanın işlevi vardır, o işlev ihtiyacınıza uygunsa o eşyayı eşya sever gibi seversiniz.insan böyle olmaz. insan sevmek uzun sürer hiç yoksa

biz insanız, biz bir işlev yerine getiren eşyalar değiliz. bize böyle davranmayı öğrenecekler, öğreteceğiz. katlanmayın.

her şeyi sürekli tekrar etmek ve sonsuza kadar dakikada 1 tweet ile devam etmek istiyorum ama burada bırakayım. katlanmayanlardan aro.


-----------------------------

Eşyanın işlevi ile başlayan tweet'in olduğu flood'u da önemli bir flood, çıkış mevzusunu ben de bilmiyorum. Şimdi de onu okuyalım:

Link'ten okumak isteyenler şöyle geçsin: https://twitter.com/myriamonde/status/642263376056483840

------------------------------------

dün geceki mevzuya dair: öyle olmadığı belli aslında ama diyelim ki öyle, diyelim ki iki bekar insan birbirlerine seni seviyorum diyor,

SO. FUCKING. WHAT. incelige, güzelliğe, iyiliğe bu kadar mı alerjik olur bir davar sürüsü ya. bu kadar mı. hiç mi birini sevmediler?

hiç mi biri için endişe etmediler, hiç mi içimde kalmasın söyleyeyim demediler? hiç mi darda kalıp birine hasret çekmediler?

bu bu kadarlık mevzu değil, bu bu ülkenin hastalıklı insan yetiştirmesinin boktan ufak bi tezahürü. bi insanı sevmeyi gerçekten bilmiyolar.

sevdiklerini iddia ettikleri insanları eşya sever gibi seviyorlar. insan sevmekten bihaberler. karşılarında oyuncak var gibi sevmeleri.

sevmenin insanın tapusunu almak, üstünde hak iddia etmek, tuhaf bir biçimde bir insanı ezebilme ehliyeti almak olduğunu sanıyorlar.

hayatında bir adet insan evladını bir anlığına sevmiş olan anlar o duyguyu. yaratık bunlar. canavarlastirildiklarini bile bilmiyorlar.

yoldaşligi geçtim, yarenlik nedir bilmiyorlar. insani ilişkiden dışlandılar, sadece kendileri gibi olanların dayattığı biçimleri biliyolar.

ama onlar da eskiden insandı. sonra yaptıkları insani hareketlerin ezilmesine, bastirilmasina karşı koymadilar. birini sevmeyi ogrenemediler.

kafalarına kaliplarla vuruldu ve onlar yenildi. kalıplar kazandı. sürüye bir sığır daha eklendi. her şey bir güç dengesine dönüştü.

hayatında hiç "eşiti" olmayan sey'lere dönüştüler. astlari ve üstleri var. oysa insan sadece eşitini sevebilir.

insanlığı sevdiğim ölçüde nefret ediyorum bunlardan. keşke bu kadar kalabalık olmasalardı.

ama tek olayları zaten kalabalık olmak. bu kalabalık azalamaz, direkt yok olur. özü, temeli, tüm vasfı kalabalık olmak bunların.

öz iradesini guruh'a teslim edip yaşama sorumluluğundan sıyrılan bir pis kalabalık. oysa insan iradesiyle vardır.

siz sevdiğiniz insanları nasıl sevdiniz? insan taninmadan sevilmez mesela.

görür görmez olan şey "begenme"dir, sonra bir şey yapar, iyi bir şeyler yapar ve seversiniz. insan, varoluşu öğrenildikce sevilir.

kuytularini keşfetmeden bir insanı sevemezsiniz. bilmeye emek harcamadan sevilen şey eşyadir.

eşyanın işlevi vardır, o işlev ihtiyacınıza uygunsa o eşyayı eşya sever gibi seversiniz.insan böyle olmaz. insan sevmek uzun sürer hiç yoksa

ve başa dönüyorum, hayatında bi tek insanı bi anlığına sevmiş olan o mesajları anlar. kaygıyı, hasreti, hüznü. ama hayır, çünkü insan değil.

-------------------------

Özgür, Murat, Aykut, Deniz, yukarıdaki satırlarda siz varsınız ve bu yüzden hayatımda yoksunuz. Ve diğerleri, siz de tam bu nedenle olmayacaksınız.

Sağlam duran kadınlara selam olsun!

1 Aralık 2013 Pazar

Dikkat bu bir taciz yazısıdır

Aslında çok oradan buradan bir yazı olacak. Son dönem dikkatimi çeken iki habere yapılmış benim için üzücü, hayattan soğutucu, batsın bu dünya dedirtici yorumlar ve bu yorumların çağrıştırdığı onlarca benzer vakadan bazıları üzerine naçizane bir şeyler karalayacağım çünkü içim daralıyor. Yapılan özgürlük tanımları ve içi boşlukları nick'ini özgürlükten alan bana saatlerce buz gibi havada koşma isteği uyandırıyor.

Önce taciz bir nedir veya bir ne değildir ile mi başlasam ve eski bir video olmasına rağmen üzerine iki gün önce yazılıp çizilen hostes Merve olayından mı bahsetsem? Yapılan yorumlardaki sığlık ve bayağılık mide kaldırır cinsten değil. İşi dolayısı ile iğrenç bir güruhla muhatap olmak zorunda kalmış hostesin yine işi dolayısı ile durumu kurtarma çabası bile "ay o rahatsız değil ki, neresi taciz? güzel demek taciz mi? benim hoşuma giderdi :(" gibi saçmalıklarla aklanmaya çalışılmış. Çok özür diliyorum çok sevdiğim Çarşı bile dese, o şekilde ayı gibi böğüren adamların "servisimi çok beğenmesi" ve "beni çok güzel bulması" benim hoşuma gitmezdi. Direnişte bile yanımda ne zaman klasik "Koyduk mu?" zırvasına başlasalar yerimi yurdumu sorgularken buldum kendimi, mevzu ne zaman faşizme karşı omuz omuza sloganından koyduk mu'ya gelmişti? (slogan diyemedim) Benim orada ne bok işim vardı? Nice yiğitler, nice bilmemnere mezunları, nice sizce hangi özellik onları harika birer insan düzeyine taşıyacaksa ona sahip kişiler "Koyduk mu?" yankıları ile kara delikte sonsuz bataklığa çekildiler.


Hostes Merve olayında kıza söylenmiyor orada diye savunanlar olmuş, onlara istinaden yazdım bunu. Evet, orada kıza denmiyor ve hatta bazılarına göre nasıl mümkün oluyorsa "kızın lehine" deniyor. O zaman niye rahatsız oluyoruz ki? Size çok açık bir şekilde söylemek isterim ki ÖYLE BİR LEH YOK. Tam da direnişte koyarak yok edilecek bir faşizmin mümkün olmadığı gibi. Hostes Merve üzerine en hemfikir olduğum yazıyı çok sevgili Polly Jean yazmış:

"kalabalıkla gelen "özgüven" patlaması bu işte...

rezalet, başka hiçbir şey değil! bunun taciz olmadığını söyleyenler tacizin ne olduğunu, işini kaybetme korkusuyla boyun eğmenin "rıza" olmadığını bir kere daha düşünsünler. bu video hayatımda gördüğüm en denyoca şeylerden biri ve eğer buna "eheheh eğlenmiş çocuklar" vay efendim "bunu kaldıramayan kız da kezbandır" filan diyorsanız sike sürülecek aklınız yok demektir.

iltifat etmenin kendisi bile rahatsız edici olabilir (kaldı ki burdakinin iltifatla uzaktaaan yakındaaan alakası yok) hele ki, sonuna "koyduk mu" gibi iğrenç kelimeler getirilmiş bir şey iltifat filan da olamaz, "iltifat da mı edemeyecez" diye böğürmenize hiiiç gerek yok o yüzden! bu mantıkla "bacakların süt gibi" dediğin kadına da "iltifat" ediyor olman lazım, aklınız sıra durumu toparlamak için "yaaa iltifat o yaa" gibi kendinizin bile inanmayacağı şeyleri söylemeyin.

işini yapmaya çalışan birine böyle dallamalık yapmakla, nasıl olsa sesini çıkartamaz diye bir mağaza çalışanını herkesin ortasında azarlamak arasında hiçbir fark yok. anca kendiniz gibi birçok dallamayla bir araya gelince böyle şeyler yapabiliyorsa biri, zaten kişiliğindeki özgüven eksikliği yeterince gösteriyordur. eğer bu dallamalıklar sizi "ay çok piç çocuk, çok fırlama yeaaa" mertebesine taşıyacak zannediyorsanız, şimdiye kadar olduğu gibi avucunuzu yalamaya devam edebilirsiniz."

Kaynak: https://eksisozluk.com/entry/38583904

Taciz olduğu çok açık olan bir durumda bile tacizin ne olduğu tartışılmış, tartışmalardan gördüğüm şu ki çoğunluk için tacizin taciz olması için fiili olması ve bariz cinsellik içermesi gerekiyor. Götümüz aleni bir şekilde ellenmezse tacize uğramış olmuyoruz, üzgünüm insanlık :(

Bu örnekten yola çıkarak bu çoğunluk, içindeyseniz siz de, taciz üzerine azıcık da olsa düşünse/niz ne de güzel olur.

Bu örneğe bağlamak istediğim bir deneyimim var. Benimki sanal ortamda olduğundan elbette daha farklı dinamikleri var ve beni taciz eden kişi ekmeğimi çıkarmak zorunda olduğum müşteri değil. Hikayemin internet üzerinden (Ekşi Sözlük) gerçekleşen ve epey tartışılmış bir taciz hikayesi ile benzerlikleri var. Özetle Ekşi Sözlük'te yine hiç bayılmadığım bir kadın yazar hiç tanımadığım bir erkek yazar tarafından taciz edilmişti, bu yanının bir sonraki vaka ile bu açıdan benzerliği var. Benzerliğin paydası taraflı olmamak. Çoğu kişiye göre açık saçık şeyler yazan, penisi en ince detayına kadar tarif eden bu kadının kendisine "değerlendirmesi için" penis fotoğrafı gönderildiğinde ehuehumehue hah hayt! diyerek üzerine de eyvallah çekip kendisinden bekleneni yapması gerekiyordu ama o öyle yapmadı. Taciz edildiğini beyan etti, bunun üzerine sayfalarca kendisi üzerinden tartışmalar döndü. Böyle şeyler yazan birine sik fotoğrafı göndermenin taciz olmadığı konuşuldu, sonra sik fotoğrafı göndermenin taciz olmadığı konuşuldu. Hepimiz anladık ki sik fotoğrafı göndermek hiç de taciz içeren bir eylem değildi, hiç rahatsızlık duymadan akrabalarımıza bayramlarda göndereceğimiz kartlar bile sik fotoğraflarımızdan oluşabilirdi. Hele bu hoşlandığımız bir hanımsa ve utanmadan cinsellik üzerine falan yazıyorsa üzerine aşk mektubu bile yazabilirdik. 

SİK KAFALILAR!

Tacize uğrayan kadın yazar daha önce feminizm hakkında atıp tutup başına bu olay gelince atıp tuttuğu entry'leri silip kenardan belki de bıyık altından gülerek "hadi feminizler beni savunun şimdi" diyecek kadar iğrenç biri olmasına rağmen değişmeyen ve feminizlerin, daha doğrusu akli melekeleri yerinde olan her insanın apaçık gördüğü bir şey vardı: Bu kadın tacize uğramıştı ve insanlar bu kadını önemsediğinden/bayıldığından vs. değil, belki kendi bile bu kadar haklı olduğunun farkında olmasa da, haklı olduğu için savunmuşlardı. Yapılan yorumlar, eleştiriler kişi bazında değildi ve yine elbette kişi bazında alıp internette ne sikime yaracağını şahsen anlamadığım şan ve şöhretlerini arşa değdirmek isteyen ortalık bulandırıcıları oldu. Düşünmeye erinen çoğunluk da bunların peşinden gitti ve hatta bunları yüceltti, şakır şukur sesler geldi o mecralardan ve alkışlandılar, alkışlayanların arasında yani içlerinde arkadaşlarım da vardı. 

Bunların olduğu dönem çok benzer bir olay Second Life adındaki çoğuna göre oyun bana göre ekmeğimi kazanmaya çalışma simülasyonu içinde benim de başıma gelmişti. Oyunda bir gece kulübü inşa ediyordum ve yerde yapmaya kalktığım zaman gelen giden sürekli böldüğünden gökte platform yapıp orada çalışıyordum. Bir gün platforma gitmeye çalışırken gökte bir dükkan gördüm, manyak mı buraya koymuş derken erotik ve pornografik gif'ler satan bir dükkan olduğunu gördüm. Bazı ürünler teşhirsiz satılıyordu ve şanssızlığıma dükkanın sahibi de oradaydı. Laf attı ve konuşmaya başladık, o kadar yüksekte ne aradığımı öğrendi, yani o sikimsonik gif'ler için orada değildim ki olabilirdim de, matrix'te bir kayma olmuştu ve platformum kaybolmuştu. Yaptığı iş de umurumda olmadı, bana ne sonuçta, üzerine olumlu veya olumsuz bir yorum da yapmadım, o ana kadar not a single fuck was given'dı benim için ve fakat tüm bunlar beni herifin mastürbasyon yaparkenki fotoğrafını bana göndermesine engel olmadı ve tahmin edersiniz ki selametle deyip platformumu bulmaya devam edecekken en çok görmek istediğim şey porno gif'leri satan bir herifin siki ile sıkı fıkı olduğu çıplak fotoğrafını görmekti, zaten havada asılı olduğum için havalara uçamadım. Noluyo lan diye adama giriştiğimde ise naber nasılsın ha bu işi mi yapıyorsun eyvallah'tan oluşan kısıtlı muhabbetimizin "oraya" gittiğini dehşet içinde öğrendim. Lokasyon fizanda da olsa, erkek Avrupa'da, Amerika'da da olsa kafa aynı, karlı dağları yeşil ovaları olan yurduma özgü değil bu durum, belki bizde biraz fazla, o kadar. Meçhul Muhayyil onlayn mı?

Sonrasında ne mi oldu? Ben oyuna adamı beni taciz ettiği için şikayet ettim, oyun hiç tahmin etmeyeceğim kadar çabuk ilgilenip uyarı göndermiş ki adam ertesi gün bana küfürler salladı, dükkanına girip bakamayayım diye arazisinden banladı. Banlama olayından sonra teşhir edilmeyen gif'ler arasında çocuk pornosu olduğuna dair şüphelerim iyice kabardı, zaten dükkanı o nedenle normal süreden biraz fazla incelemeye başlamıştım. Rahatsız eden bir şey vardı, ikinciye bu konuda incelenmesi için şikayette bulundum. O bölgede işimi bitirdim ve sonra ne halt etti önemsemedim. Hala daha kaç yıl önce olmuş bu olayın her detayı aklımda ve fotoğraf tüm netliği ile gözlerimin önünde midemi bulandırmaya devam ediyor. 

Mevzuyu o dönem o klüpte çalışan bir eskorta söylediğimde kendisinin her gün onlarca benzer fotoğraf aldığını söyledi (eskort da Türk değil, kezban diyecekseniz uluslararası boyuta taşımanız gerekecek kezban tanımınızı), ben beni taciz eden herife ('adam olmayana herif denir' der bir hukuk profesörü Galatasaray Üniversitesi'nden, copyright mopyright aga) bana gönderdiği fotoğrafı yayınlayacağımı/teşhir edeceğimi söylediğimde köpürmüştü, bana isteğim dahilinde gönderilmeyen ve beni taciz eden bir fotoğrafı gayet de unwanted cockshots adı altında sergileyebileceğimi söylemiştim, beni taciz etmekte beis görmeyen bu denyo kişi buna "hakkım olmadığına" dair ağzından köpükler saçtıkça saçtı, tehditler savurdu. Kendisinin de bana o fotoğrafı gönderme hakkına sahip olmadığını bir türlü anlamadı. Durum eskort arkadaş açısından daha vahimdi(sergi olayına çok güldü ve sonrasında kullandığını söyledi, aldığı tepkiler benzer), hostes Merve örneğine benzer olarak erkekler ona çok afedersiniz yarrak fotoğrafı göndererek iltifat ettiklerini bile söylüyorlarmış, onu güzel bulmasalar göndermezlermiş and so on and so on... Sorunu daha net gördünüz mü? Mesleği fahişelik olan bir kadın "dahi" sizin kalkmış sikinizi görmek ZORUNDA DEĞİL. 

İnternet icat olduğundan beri günlük hayatımızdaki taciz form değiştirerek buraya da taşınmış durumda, çoğu tacizin cinsel gibi göründüğünden rahatsızlık verdiği düşünülse de mevzu bu değil. Taciz zaten rahatsızlık verici bir durum, cinsel olmaması onu daha sevimli ve kabul edilebilir hale getirmiyor, hostes Merve örneği bunlardan biri. Kaç hostesin deplasman maç vs uçaklarında görev almamak için dilekçe verdiğini biliyor musunuz? Çünkü bu kişinin mesleki alanına saldırı. Bir benzer vaka kişisel alana saldırı olduğunda da taciz  oluyor. Ülkemizde kişisel alan eşittir dev bir boş küme olduğundan daha gidilecek çok yol var görüyoruz ki. Öte yandan yine görüyoruz ki cinsel olmayan bir taciz tanımı kafalarda bir türlü oturamadığından anlamayanların kafasına kürekle vurarak anlatmak gayet meşru bir eylem. Allahaşkına kafaya kürekle vurmanın neresi taciz ya? :(

Hepimizin bildiği, çok yakın bir süre zarfında sonuca varmış bir internet üzerinden taciz davası var. Taraflardan bir tanesi zerre umrumda olmayan bir pabucumun rock star'ı, diğeri ise twitter fenomeni ay yazık daha okuyo o ya :(( bir çocuk. Bu şekilde ifade ettim çünkü mağdur savunmaları yapılmış koca rock star egosu için okuyan çocuğa saldırdı diye. Kimse "okuyan çocuk" tarafının kusurlu olabileceğini düşünmüyor. Yani sizin koşullarınız sizi kabahatli olduğunuz durumdan kurtarmıyor. Olaylar özetle Twitter'da geçiyor. 

Aylin Aslım abazanlı bir laf ediyor, bir grup da eğlenmek için Aylin Aslım'ın abazanlardan özür dilemesi gerektiğini ileri sürüp komiklikli şakalı bir hashtag açıyorlar. Olayın o kadar boku çıkıyor ki mevzunun ne olduğunu bilmeden fırsat bu fırsat kadına saldıran bir cühela ordusu hashtag'e bağlı olarak attığı tweet'lerde kendisini iyice kaybediyor. Daha sıkıntılı olan bu zaten cahil olan güruh değil, kadının yaşama sevincini elinden alacağız gibi bir tweet'in sahibi suçlu bulunduktan sonra bile ben yanlış bir şey yapmadım diyebiliyor. Uzun ve mağrur açıklamalar yapıyor ve gerek olay esnasında gerekse sonrasında taraftar topluyor. Beni esas endişelendiren de bu, başka bir deyişle olayın kişilerle bağlantılı çarpıtılması ve yanlış olanın yüceltilmesi. 

Başıma Twitter'da asla benzeri olamayacak çok küçük bir saçmalık gelmişti. Caps'leri bir yerlerde duruyor.
En zavallıca bulduğum saldırılar da hani özgürlükçüydü? saldırıları. Özgürlük mü dedin? Kahrolsun serbest çağrışım!

Sözlükte tanınan, sevilen bir geri zekalı bana twitter üzerinden yazdığı bir şeye yaptığım yorum sonrası orospu veya fahişe demişti, hangisini dediğini bence kendisi de bilmiyor, durum onun açısından o derece vahim. Attığı tweet kadınların cinsel özgürlük ile orospuluğu karıştırıyor olması gibi akıllara zarar bir "tespit" tweet'iydi, ben de para alıyorsa orospudur diyerek olaya açıklık getirdim (dev açıklama). Böyle tespitlerden de, bunları yapanları matah bir şey yapmışlar gibi göklere çıkaranlardan da midem bulanıyor. Karşılığında benim gibi olanların fahişe, benim gibi olmak için para alanların da orospu olduğu (ya da tersi çünkü kendisi de ne dediğini bilmiyor) gibi bir tweet geldi bu şahıstan ve kendisini dava edeceğimi öğrenince tutuştu. Bana sözlük üzerinden kadın olduğumu bilmediği gibi özrü kabahatinden beter bir mesaj attı(erkek olsam sorun yok yani?), özürler mözürler bir yandan güya özrün altında başka şey (N'olur bokunu yiyim beni dava etme babam ağzıma çıkar akademik kariyerim söner) aramamam gerektiğini söylemeler...

Bu kişiye ben de, 'Bu ne yazmış ya senin hakkında? mal!' diyen arkadaşlarım da götümüzle güldük. Yani bana yazdığından rencide olmadım, üzerime alınmadım, götümle güldüm hatta ki gülünmeyecek gibi değildi, yine de bu bir taciz olduğunu değiştirmiyordu, ve bunun için de suç duyurusunda bulunacaktım. Benden yaşça epey büyük ve kadın olan avukatlarımdan biri ise rencide olduğumdan şikayette bulunacağımı sandı. Derdimi anlatamadım. Sonra özründen bağımsız olarak uğraşmadım ama bir şeyden suç duyurusunda bulunacak olsam İtalya'da bir üniversitede doktora yapıp asistan olarak çalıştığı halde bu kadar geri zekalı olduğu ve böyle mal değneği gibi tespitler yaptığı için olurdu bu. Gülüp geçtiğim bir mevzu olarak kaldı ama o dönem ortak arkadaşlarımızın tavrı bana dert oldu: 'Aslında o öyle birisi değil ama niye böyle yapmış alla alla beni bulaştırma, tamam mı?' 

Ben bu durumdan rencide olmuş da olabilirdim, belki oturup ağlayabilirdim de, kimse neyin üzerine ne hissedeceğime dair bir talimat veremeyeceğine göre? Hukuki olarak hakkım varsa bunu kullanabilirim ve bu beni sadece insan yapar, canı isteyen canı istediği gibi kimseye sallayamaz. Sallarsa da karşısına olması gereken adalet çıktığında sanki mağdurmuş gibi davranmaz. Şimdi basit ve üzerimden gelişen kişisel örneğimizde bu kişiye tacizden hüküm verilse (ki beş ay yatılmıyor, tekrarlarsa birleşip yatıyor vs. ) ve ben yanlış bir şey yapmadım, sadece tespitte bulunuyordum dese ne derdiniz? 

Esas olaya dönelim. Bakın şuraya şu linkten (şu link => https://eksisozluk.com/entry/28138862) kopyalayarak ekleyeyim:



https://twitter.com/AylinAsLIM/status/190479040916881410/photo/1

Çok özür dilerim arkadaşım ama sen sikinin keyfine göre istediğine istediğin gibi sallayamazsın, kimse senin mizah anlayışını anlamak, çekmek veya bu mizah anlayışına maruz kalmak ZORUNDA DEĞİL. Jargonu anlamayan veya o anda kaldıramayan senin arkadaşın da olabilir, buna halk dilinde kişisel alan ihlali deniyor. Birisinin yaşama sevincini elinden almak gibi şeyler yazmak senin için eğlence olabilir ama genelgeçer olarak bu dev bir tacizdir. Tacizi anlamaya başlıyor muyuz?


Elbette bunu okuyan çoğu insan yazan kişinin mal değneği gibi kadının kafasına konserde orak fırlatmayacağını çok iyi biliyor, yine de bu ülkede internet üzerinden de olsa verilen gazla bunun asla yapılmayacağını söylemek için safdil olmak gerekir. Sanmıyorum ki bunu yazan kişi yol açabileceklerini düşünemeyecek biri olsun, ama eğleniyorlardı efendim!



Aleni bir şekilde "karı" hitabeti ile hedef göster sonra ağlama ama, hukuk dilinde buna aleni hedef gösterme deniyor. Benim anlamadığım hepsine dava açılmış, yani yazılan o, niye Cihat Akbel'e patlamış... Kaldı ki kendisinin müritleri, o kadar körü körüne savunmak için mürit olmak gerekir, öyle bir ağladılar ki önce kime niye ağlıyorlar anlamayıp hallerine ciddi üzüldüm. Bizi niye almadılar yea :'((((

Hele şuna ne demeli bilemiyorum, komik mi bu sizce? Otele sokup yakalım ehuehahah şaka yapıyos biz ya! GEBER!




https://twitter.com/AylinAsLIM/status/190478121202491393/photo/1


Gerçekten bu yazılana ayrı bilendim, Madımak Oteli yangınında ailesinin bir ferdini, bir yakınını kaybetmiş birisi okuyunca ne hissetti tahayyül bile edemiyorum. Belki ki bu insanların ne hissedeceği zerre umrumuzda değil, biz keyfimize baqıyos hacı yeaa! 

Umarım bu sonuncuyu ölenlerin yakınları görmemiştir. Gerçekten rezalet. 

Twitter'da öyle bir savunuldu ki bu olay, rumuz değiştirmeler vs zannedersin Cihat Akbel nick'ini kullanan kişi dev bir özgürlük savunucusuydu da o nedenle kendisine dava açıldı, haksız yere hüküm giydi. Ekşi Sözlük mevzusunda olduğu gibi kadının kim olduğundan bağımsız olarak kadın haklı beyler, boşuna kadının aslında ne kadar karaktersiz ve iğrenç biri olduğunu yazıp gözyaşı döktünüz. Davanın göbeğinde tehdit var, kişisel alan ihlali anlamına gelen taciz var. Gerçi oğlan çocuklarının ortaokulda yaptığı kızları sinirden ağlatma isteğini de eğlence dahilinde görüyoruz, yine de mevzunun özü cinsiyet değilken bu olayda feminizmi karıştırmıyoruz diye bir tweet gördüm aklına güvendiğim birinden, sanırım Aylin Aslım'a olan nefreti aklını uçurmuş ki burada feminizmi direkt ilgilendiren ve cinsel olan bir saldırı yok, hatta varsa bu Aylin Aslım'ın tarafında diyebiliriz abazan lafını kullandığı için. Bir de sonradan öğrendiğim kadarıyla olaylar şöyle gelişmiş:

https://eksisozluk.com/entry/28140855

Savunmaların alayı neredeyse şu şekilde:

https://eksisozluk.com/entry/28141827

Konu ile ilgili en örtüştüğüm yorum petersachs'tan gelmiş, kısmen alıntılıyorum: 

"troll'lük yaparken kadın cinayetlerine arka çıkmak başlığında tartışılırken, söz konusu başlıkta geçen iddianın geçersiz olduğunu savunan güruhun dayanağı, troll denilen kişinin zaten ''kurgu'' ve ''gerçek dışı'' olduğu ön kabulüydü. yine anlaşılıyor ki burada da aynı iddia esas dayanağı oluşturuyor. bu konuda bir ayrımı bir kez daha yapmak gerektiği kanaatindeyim, ''kurgu'' bir bireyin sözleri bir gerçek dışılık ihtiva ediyor ve dolayısıyla bir anlam taşımadığı iddia ediliyor olsa bile, bu söz konusu kurgu sözlerin temelindeki söylemin yeniden üretildiği gerçeğini değiştirmez. troll'ün yokluğu, eylem alanının ya da eylem kabiliyetinin olmaması söylemini de yok etmez. o söylem vardır. dile getirildiyse, pekala - içeriği ne olursa olsun - üretilmiştir. eğer bir troll, o gerçek olmayan varoluşuyla bir ikincilleştirmeyi ya da tahakküm söylemini yeniden üretmeyi sağlayacak bir sözü dile getirdiyse, öyle veya böyle bir şekilde o söylemin üretimine küçücük de olsa katkıda bulunmuş ve belki de eylemin üretilebilmesine olanak sağlamış demektir. iyice anlaşılsın diye örneklendirmiş olayım; dizilerde, filmlerde ya da kamusal alanda tecavüz esprisinin yapılmasını kınayan feministler, sizin anti-feminist hissiyatınızla zannettiğiniz ve iddia ettiğiniz gibi huysuzluklarından veya sevişemiyor olmalarından o tepkiyi göstermiyorlar, işte tam olarak da söylemin yeniden üretilmesine katkıda bulunduğu için tepki gösteriyorlar. mesela o yüzden kadın cinayetlerine arka çıkan troll'e dair kelam edilmiş. ve o yüzden bu 'gerçek dışılık' iddiası bir mana taşımıyor. 

meseledeki tek sıkıntı bu değil tabii. kimse ''gerçek dışı'' ve ''kurgu'' olduğunu bildiği kişisel bir tacize, toplu bir linç hareketine ya da tehditlere dayanmak, sabretmek ya da bunları kabullenmek zorunda değildir. siz bunu yaparken eğleniyor, karşınızdakinin bunu hakettiğine hükmediyor ya da - başka bir başlıkta- olayın tarafı ve büyümesine sebep olan sözlük yazarlarından birinin söylediği gibi 'sahte' duruş sahibi birine dersini vererek ve ona gerçek değerini göstererek doğruyu tüm çıplaklığıyla ortaya çıkardığınızı düşünüyor olabilirsiniz, ne var ki söz konusu tacize uğrayan kişi burada nesne değil, öznedir. yalnızca bu sebep nedeniyle, sizin sözlerinizin gerçek dışılığını bile bile bundan rahatsız olabilir, buna tepki gösterebilir, bunu kesmenizi isteyebilir ve bunu önlemek için her türlü meşru eylemi gerçekleştirebilir. üstelik bu durumda söz konusu kişinin mizahi anlayışı, sabrı, müziği, ağzı, yüzü, saçı, kaşı, gözü, karakteri ve önceki örneklerin aynı tacize verdikleri tepki de belirleyici değildir. aylin aslım'ın size sabredeceğine dair bir söz verdiğini hiç sanmıyorum. böyle bir hakkı var, gayet bu tacizlerinizi rahatsız edici ve saldırgan bulabilir. bu kör, karşısındakinin varlığını ve alanını neredeyse görmeyen beklentiye ek olarak, epey miktarda insan tarafından istihza ile birlikte dillendirilen bir başka beklenti de aylin aslım'ın bu olayı bir mizah olarak yorumlamasının gerekliliği. bu tür bir mizahın kaliteli olduğu iddiasını herhangi bir şekilde kabul edilebilir bulmuyorum ya, diyelim ki öyle, mizahınız çok kaliteli ve bu kalitesi herkes tarafından artık neredeyse bir gerçek olarak kabul ediliyor. böyle bir durumda dahi, aylin aslım sizin kadar derin bir mizah anlayışına sahip olmak zorunda değil. size böyle bir sözü olduğunu ya da sizin bunu böyle kabullenmenizi sağlayacak bir işaret verdiğini sanmıyorum. aylin aslım sizin mizah anlayışınızı değerli bulmayabilir ya da sizin kadar derin bir mizah anlayışına sahip olmayabilir. taciz ve tehdit ederek mizah yapıyorken bunu da gözönüne almanız gerekir. 

karşıdakinin varlığını neredeyse tamamen yok sayan, onun eylemlerinin ve hissiyatının nasıl olması ve nasıl şekillenmesi gerektiğine karar verme haddini kendinde bulan ve bunun üzerinde bir hak gaspı yapmayı sıradanlaştıran eylemin sahiplerinin çıkıp özgürlük gaspından bahsediyor olması, epey şuursuz bir güruhun varlığını haber veriyor gibi gözüküyor. 

hadi şu saydığım ve yazdığım her şeyi geçtim, kimse bir troll'ün veya bir grup troll'ün gerçek kimliğini veya düşüncesini bilmek ve takip etmek zorunda değil. kişisel olarak hiç hazzetmediğim ece temelkuran sizin aslında gerçekte nasıl insanlar olduğunuzu bilmek zorunda değil. değil, bu kadar. sizin tehdit ve tacizlerinizin arkadaşına yönelik olduğunu ve gerçek olduğunu düşünebilir. yani ''fbi, cia, bilmemney'' diye pek de zekice olmayan komiklikleriniz içinizi rahatlatıyor olabilir ama söyledikleriniz bayağı bildiğin tehdit niteliği taşıyor. "

Tamamı şurada: 
https://eksisozluk.com/entry/28143738


30 Kasım 2012 Cuma

Behzat Ç. 78. Bölüm Değerlendirmesi

Çok sevdiğim Behzat Ç. dizisinin 78. bölümü pek çok açıdan büyük bir başarıya imza atmış bir bölüm. Tüm bölümün tek mekanda geçmesine rağmen akıcılığını kaybetmemesi bile tek başına büyük başarı.

Ben burada rahatsızlık duyduğum başka bir konuya değineceğim. Hatta eskiden izlediğimiz origami programları gibi burada yazılmışı var diyerek üzerinden gideceğim. Şimdi paylaşacağım yazının yazarı bölümde bana da rahatsızlık veren kısımları çok güzel dile getirmiş. Ara ara yazıyı böleceğim.

"78. bölüm cesur ve çok özel bir bölümdü, tek mekan içinde bu kadar uzun bir bölümü başarıyla kotarmak çok zor iş, emeği geçen herkese tebrikler, beğendik ettik vesaire. Ama bu bölümden, herhangi bir dramatik zaman öldürgecinden fazlasını çıkaracaksak, bence üzerinde düşünmemiz gereken iki önemli konu var: Birincisi, Eda'nın gönderilmesi, ikincisi de Hayalet'in ergenliğindeki tacizi, bunu anlatırkenki neşesi ve diğerlerinden aldığı tepkiler.
 

Behzat Ç. senaristlerinin kadın sorunu hakkında sabıkası yok değil ("menopoz teyze" hakaretini hatırlayalım) ama bu iki konuda bana kalırsa izleyiciyi dürtükleme amacı vardı (Eda'nın "cinsiyetçilik yapmayın amirim" çıkışı ve Hayalet'in "yok la daha çok utansın diye yaptım" demesi, senaristlerin tablonun farkında olduklarının göstergesi). Biz de "memişleri nondik nondik elledim dedi ya la ahaha" ile, "of ne muhabbet döndü şu ortamda be" ile kalmayalım, dürtüklenelim, huysuzlanalım biraz öyleyse."

Hayalet'in tacizi anlatırken gözlerinin parıltısının aşık olduğu, hoşlandığı kadını anlatırken bile bu kadar güçlü olmadığını görüyoruz bu sahnelerde. Yok azizim, Hayalet'in gözleri 77 bölüm boyunca ne olursa olsun böyle parlamadı! Ilgın'ın aşkı bile parlatmadı gözlerini öyle. Bu toplumda bir erkek taciz ettiği kız yerine aşık olduğu kadını bu şekilde anlattığında bir şeyler değişecek...

"Eda'nın kalma ısrarına rağmen gönderilmesi hakikaten ağır öküzlük, ağır rezillik, çok büyük kabalıktı. Ama gözümüzde o iç dökme sahnelerini Edalı canlandırmaya çalıştığımızda bunun bu beş cahil erkek için mecburiyetini de anlayabiliyoruz. Öncelikle, kimsenin Eda ile hayatı diğerleriyle olduğu kadar ortaklaştırmışlığı yok. Yani arada büyük bir samimiyet, güven, müşterek tarih farkı var. Eda hiçbirinin (Harun'un bile) o kadar yakın dostu değil. Bu anlaşılabilir olsa da o kadar öküzce gönderilmesine yetmeyecek bir gerekçe. Daha önemli, daha düşünmeye değer gerekçe şu bence: Akbaba da, Behzat da bir kadın arkadaşlarının yanında o kadar açılabilecek, duygusallaşabilecek, ağlayabilecek, göz yaşı dökebilecek insanlar değil. Neden peki? Yani bir erkeğin yanında dökülüp saçılmakla, bir kadının yanında dökülüp saçılmak arasındaki fark tam olarak nereden geliyor? Mesela "erkek adam ağlamaz" saçmalığı burada da etkin, ama yeterli değil, çünkü pekala ağlıyor. Ama bunu bir kadın arkadaşının önünde yapamayacak bir karakter. Akbaba bunu çok iyi biliyor, "Eda sen varken olmaz, benim hatırım için nolur git" diyor. Aslında erkekler de ağlıyor, yerlerde sürünüyor ama bu sır erkekler arasında kalmalı gibi bir düşünce mi var? Yani erkek, işgal ettiği toplumsal konumun sınırlarını aslında pekala delebiliyor, ama bunu yaptığına bir kadının tanık olmaması mı gerekiyor? Erkeklik, asıl o zaman, bir kadının tanıklığıyla mı deliniyor? Nasıl açıklayabiliriz bunu bilmiyorum, ama her açıklamanın ataerkil toplumsal cinsiyet biçimlendirmelerine çıkması kaçınılmaz görünüyor."


Dikkat! Burası çok önemli:
 

"Küfür meselesi var bir de Eda'nın gönderilmesinde. Aslında o küfürbaz öküzler, kadınlığı aşağılayan o iğrenç küfürleri her ettiklerinde "kusura bakma Eda" diyerek bir bakıma suçlarını itiraf ediyorlar. Behzat, "ebesini sikerim" dediğinde Harun'dan niye özür dilemiyor? Niye 'Akbabacım kusura bakma,' demiyor da, Eda'ya diyor? Çünkü sezgisel düzeyde, birinin "ebesini sikmenin" bir tehdit olarak kullanılmasında, sikenin, sikilene üstünlüğü göndermesi yapıldığının herkes farkında. arkadaş, benim ebemle sevişin, ikiniz de boşalın, sonra sarılıp huzurla uykuya dalın, ne güzel lan işte? Bunu tehdit haline getiren, bir saldırı unsuru yapan şey, tam olarak Harun'dan değil de Eda'dan özür dilenmesinin sebebini oluşturuyor. Ortada bir cinsel münasebet varsa, "sikenin" "sikilen" üzerinde kurduğu bir iktidar varsayılıyor, kadının sevişmedeki rolü, cezasını çeken bir mahkumun rolüne dönüştürülüyor. Eda'dan dilenen her küfür özrü, bunu aslında çok da bilinçli olmasa da açığa vuruyor. "Edacım kusura bakma, birbirimizle yine kadınlığı aşağılayan, erkekliği yücelten, cinselliği tabulaştıran varsayımlar üzerinden iletişim kurduk," deniyor. Unutmayalım, hiçbirimizi leylekler getirmedi, ezici çoğunluğumuz bir erkeğin bir kadının "amına koymasıyla" dünyaya geldik.Bu karşılıklı bir zevk etkinliği olmalı arkadaş, bir tehdit, saldırı, fetih unsuru değil."


İtiraf ediyorum, şimdi gelecek Akbaba'nın orospu çocuğu dediği kısım benim dikkatimi çok çekmedi, dizideki küfürlü konuşmalara kulağımız alıştığı için benim için arada erimiş gitmiş. 

Ek: Bipli izlediğim için fark etmemişim, bipsizini izlerken aklıma geldi.

"Ve yahu, Akbaba'nın, sevgilisinin bedenini pazarlayan adam için "orospu çocuğu" demesi kadar ironik, trajik bir şey olabilir mi? Adam pezevenk, senin sevgiline zorla "orospuluk" yaptırıyor, ama bunun üzerine senden duyduğu küfür hala orospu çocuğu oluyor. Durum o kadar vahim, tutarsız, saçmasapan ki, artık "e lafın gelişi" demek bana kalırsa kurtarmıyor çünkü laf yine kadınlığı aşağılayan, erkekliği yücelten, cinselliği tabulaştıran bir yerden geliyor. Yani o laf, yola oradan çıktı ve o laf hep oradan gelecek, anlatabildim mi? "Orospu çocuğu" olmayı kötü yapan şeyi bana tam olarak tarif etmeni rica etsem, oturur biraz daha ağlarsın lan Akbaba. Peki bunları kurtaracak başka bir savunma var mı? Akbaba samimiyetle "ya aga ben öyle demek istemedim, kastettiğim şey tabi ki o değil gerizekalı mıyım lan ben" diyebilir, bunu söylerken dürüst de olabilir mesela. Ama bu, ataerkil söylemin, pratik, gerçek, nedensel etkinliğini yanlışlayamıyor çünkü insanların eylemleri aslında çoğu kez çok derinlere kodlanmış bu tutarsız düşünce öbekleri tarafından yönetiliyor ve eylemlere yön veren bu öbekleri yaşatan, onlara can veren, nabızlarını daim kılan şeylerin önemli bir kısmı (tamamı?), tam da bu tür söylemler. Yani ataerkil söylem, yalnızca "bak gördün mü, Akbaba o adam orospu çocuğu derken, Behzat Ç. Eda'dan özür dilerken mantıksal tutarsızlığa düştü" gibi entelektüel bir akıl yürütmeye oyuncak değil, boşanan karısını bıçaklayan adamın, o bıçağı o etten içeri sokabilmesini sağlayan gerçek, maddi nedenlerden biri. O adam, böyle söylemler arasında büyüyor ve erkekliği yücelten, kadınlığı aşağılayan, cinselliği tabulaştıran o "mesajı" çok iyi alıyor. O mesaj, onun, hepimizin çok içlerine, iliklerine işliyor. Yani durum ciddi. sen ataerkil bir söylemi her telaffuz ettiğinde, o bıçağı o etten içeri sokan, o tokadı patlatan, cahil cühela ebeveynlere yalnızca maddi kaynakların değil, ilgi, sevgi, şefkat ve saygının aslan payını erkek kardeşe verdiren o ideolojik formasyonu yeniden üretiyor, ona kan veriyorsun.
 

Toparlayacak olursam, Eda'dan ileriki bölümlerde sert ve sarsıcı bir tepki bekliyorum bu cehalet ve ağır öküzlük için. Hadi kız, görelim seni.
 

İkinci düşünülmesi gereken, bence, Hayalet'in ergenliğindeki taciz hikayesi ve belki de ondan çok, ne Behzat'ta, ne Harun'da, ne Akbaba'nın kendisinde, ne de sözlük yazarlarında "asdflkjşljş"dan öte bir tepki uyandırması. Senaristlerin, fazla saf değilsem, aslında burada aynaya bakıp hesaplaşmamızı talep ettiğini düşünüyorum. O kısmı birebir hatırlatayım:

"Behzat: İlk ellediğin memeyi hatırlamıyon sen, öyle mi?
 

Hayalet: Hatırlıyom hatırlıyom da, öyle boştan, saçma bişey. Sonra şeyaparım abi, başka bi zaman ben sana anlatırım onu ya. 

Behzat: Yok lan anlatma zaten ne anlatıcan bana, anılara saygısızlık olur, olur mu öyle şey.

Hayalet: Ya yok abi anısı manısı da yok abi ya, şey, komşunun kızı... ergen dönemimiz işte. Bunun şeyleri, memişleri çıkıyo, utanıyo salak, kenara köşelere saklanıyo falan. Ben de gel kız buraya dedim, elledim, memelerini.

Harun: Utanmana gerek yok manasında mı?

Hayalet: Yok la daha fazla utansın diye. Zaten utanmış, eve gitmiş ağlamış mağlamış annesine. Annesi de bunu sopalıyo noldu diyo, işte diyo benim memeleri elledi diyo nondik nondik diyo, diyo ki işte ben hamile kalır mıyım diyo tamam mı [hayalet güler. harun da güler]. Annesi bunu dövüyo, babası mabası geliyo neyse, olay büyüyo da bunlar kalktılar bizim eve geldiler, bisürü kavga mavga, oo fena yani.

Behzat: İyiymiş la hikaye."


Ben bu kısımda buhranlar geçirmeye başlıyorum, Hayalet karakterinin büyüdüğü semt, oradaki insanların yapıları, bu insanların cinselliğe bakış acıları, kızın ne hale geldiği, belki de sonsuza dek içe kapandığı geliyor aklıma. Anlattığı olayın travma dozu arttıkça ağzıma bir yastık dayayıp nefes almam durana kadar boğuyorlar sanki. Aileler girmiş araya, kız hem tacize uğramış hem dayak yemiş, olay büyümüş, duymayan kalmamış.... Ay ay ay! diye çığlık atmak istiyorum. Uğradığım hayal kırıklığı, duyduğum rahatsızlık o kadar büyük ki kendimi rakıya, şaraba vurasım geliyor.

İstiyorum ki olmasın sonumuz böyle, diken üzerinde farklı bir kod arıyorum. Behzat'ın 'Hee iyiymiş' demesi ile ben eriyip tükeniyorum. Paralel bir evrende uyanmak ve o mekanda bulunanlardan en az birinden durumun yanlışlığına dair bir kelam çıktığını duymak istiyorum. Bir Akbaba dönsün Hayalet'e 'Sen de bunu sırıta sırıta marifet gibi anlatıyon' desin mesela.Yalnız değilim.

Soruyorum in memory'ye: Tepki gelsin diye mi böyle yazdılar?


۞ Evet olabilirdi sanırım, ama yazarlar en azından solun kıyısından köşesinden geçtiğini tahmin ettiğim insanlar. Behzat'ın o türden bir yorumunu sahiplenebileceklerini, seyirciye "iyi hikayeymiş hakkaten" dedirtmek amacıyla yazdıklarını sanmıyorum. Seyirciye bu kadar özdeşleştikleri insanların aslında ne düzeye inebileceklerini hatırlatma amacı güttüklerine inanmak istiyorum. Ama öyle bir etkinin yakınından bile geçmediğini üzülerek farkettim ekşi'de okuduğum yorumlarda. Burada tabi seyirciye "Yahu senaristin demek istediğini anlamamışsınız bile" diye tepeden bakmak da tehlikeli, çünkü tek yapabildiğimiz dışarıdan niyet okumak. Ama elimizde en azından üzerinde özgürce konuşabileceğimiz bir kurgusal malzeme var, ve bence o malzeme bir eleştiri için iyi, işlevli bir malzemeydi, bölümü bu yüzden beğendim ben. Ama İşler Güçler ve Behzat Ç. gibi erkek dizilerinin başından beri takipçisi ve hayranı olduğumu da itiraf edeyim, belki de konduramıyorumdur sadece bunu senaristlere.


Orada belki de Akbaba'nın kendi sevgilisinin yaşadıklarından yola çıkan olumsuz bir yorumu, Behzat'ın hemen ardından Hayalet'e dönüp "He, iyiymiş. sen de sırıta sırıta marifet gibi anlatıyon bunu he mi?" falan gibi bişey söylemesi, yalnızca Hayalet'le değil Behzat'la da gerilmesi, aralarındaki o "aman abi gözünün yağını yiyeyim" hiyerarşisinin sarsılması, bu konuda Behzat'ın da gıkını çıkaramayacak olması vs belki de daha vurucu olabilirdi. Ben olsam sanırım öyle bir şey yazardım. ama diğer yandan, tüm dizinin senaryosu baştan sona bana kalsa, didaktik bi belgesele dönüp saçmasapan bişey de olabilirdi. Ama bu haliyle kalınca beş öküz öküzlükleriyle kaldılar, seyirci de "iyi hikaye" yorumunu sahiplendi hakikaten. benim de kafam karışık.

Yazısına geri dönüyorum:

"Hee, iyiymiş amirim, iyiymiş. yahu malum ataerkil kodlamalar yüzünden kendi bedenindeki değişimden utanan, bunun için "salaklıkla" suçlanan bir gencin ilk "cinsel deneyimini" ailesinden şiddet görmeye, bilgisizlikten kaynaklanan hamilelik korkularına, neredeyse adli bir vakaya kadar uzanan travmatik bir tacizle yaşamasından bahsediyoruz. Hayalet pişmiş kelle gibi sırıtıyor, Harun'un suratında o her zamanki ebleh tebessüm beliriyor, Behzat Ç. pek beğeniyor. Hiçbiri de demiyor ki, 'lan yavşak, o genç kızın büyük olasılıkla ruhsal yapısının içine sıçtın, muhtemelen artık bedeninden daha da utanmasına, maruz kaldığı taciz yüzünden bile kendisini suçlamasına, ailesinin üzerindeki baskıyı arttırmasına yol açtın, bundan sonra karşılıklı rızaya, saygıya ve özgürce zevk alıp vermeye dayalı bir cinsel hayat için tüm bunlarla hesaplaşmasını, bunları yenmesini, kendisiyle mücadele vermesini zorunlu kıldın, afferin sana iyi bok yedin bi de geçmiş karşımıza ağzı kulaklarında anlatıyosun.' Mesele Hayalet'i yargılamak, asmak kesmek değil, hepimiz o yaşlarda türlü cahillikler yaptık, ama tacizin bu kadar normalleşmesini, insanların tüylerini ürpertmesinden ziyade kahkaha konusu olabilmesini, kah hüzünlendiren, kah neşelendirendeki neşe unsuru olarak görülmesini, Akbaba'nın yürek parçalayan hikayesinin ortasında ortamı yumuştan geyik malzemesi görevini üstlenebilmesini sorgulamamız, bunun üzerine gitmemiz lazım.

Özetle: Bu beş erkeğin, Eda'yı oradan göndermek zorunda olmasıyla, bu iç burkan taciz hikayesini geniş mideler ve tebessümlerle karşılayabilmesi arasında çok gerçek, elle tutulur bir bağ var. Bu bağı küçümsememeli, kadın cinayetlerinin, taciz ve tecavüzlerin, homofobik saldırganlığın gemi azıya aldığı bu topraklarda bu bağ konusunda özellikle çok uyanık olmalıyız. Bölümü beğendik, keyifle izledik de, senaristlerin kör göze parmak sokmadığı bu meseleleri ciddiye almak, karakterlerle kurulan özdeşleşmelerin ötesine geçebilmek de bence aldığımız keyfin karşılığıydı, en azından bir kısmını hep beraber ödeyelim istedim."

 in memory of botvinnik 

۞ Ben hala Hayalet'in "Yok la daha da utansın diye yaptım" cümlesinin senaristlerin bize verdiği bir ipucu olduğunu düşünüyorum. Yani oturup da o solcu çocuğun (serbes değil, öbürü, uzun saçlı) bilgisayar başında bu diyaloğu yavaş yavaş yazarken öyle bi cümleyi "oo geyiğe bak hacı bunun ekşide iyi gideri var" falan gibi yazmasını canlandıramıyorum kafamda. Ama Akbaba'nın gık çıkarmamasındaki abukluğa katılıyorum tamamen. Ama ne bileyim, o da öyle bi öküz işte. psikopatın, manyağın teki hatta. hatta yazık şimdi acıdım adama. 

Ben ise öyle düşünemiyorum, ekşi veya herhangi bir sözlüğü düşünerek yazıldığını zinhar düşünmüyorum gerçi, bir yandan artık çoğunluk olmuş sözlük yazar güruhunun genel tepkisi benim için belirleyici değil.

Senaristin hepimize bir açıklama borçlu olduğunu düşünüyorum. Önümüzdeki bölümler bize gösterecek.