kadın etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kadın etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Aralık 2015 Perşembe

Evlilik mi? Bırak abi...

Bu seferki Twitter flood'u sayın anfırçınıtlı hanımdan geliyor. Konumuz evlilik ve evliliğin aslında kadınları esir almaya yönelik adeta bir kandırıkçılık olduğunu gözler önüne esprili bir şekilde seriyor. Bir iki yerde morla lafa daldım, affola.

Bu flood 'Kadınlar evlenince şöyle oluyo, böyle oluyo, evlilik mi? Bırak abi...' diyenlere gelsin ama herkes okusun.  

https://twitter.com/Erkekdiilimben/status/677238601696985089

"Erkeklerin evlilikten nasıl da tiksinip, kaçılacak bi şeymiş gibi yazmalarına gülüyorum. Karılarına sorsunlar bi de çok mu meraklılarmış


Erkekler sıkılıyo da evlilikten, kadınlar sanki hayatları boyu 'allaam şükürler olsun' diye eteğine zil çalıp oynuyo. Kadınlar değişiyo da+

evlenince, erkekler sanki, flörtteki baştan çıkarıcı, espirili, gönül okşayan adonisli çıtır kalıyo. Hepsi anında müdüre dönüşüyo

-aşırı doğru tespit, bir ablam evleniyor ve eve geldiklerinde kocasının ilk söylediği "hadi kalk bi kaave yap da içelim." boşandılar.-

Evde suratsız, fazla ışığı, akan suyu kapayan, iki cümlesinden biri ' ne gereği var?' olan pörsük göbekli kocalar ordusu (iyi ihtimal bu)

-bir arkadaşımın kocası sabahları karısına -yeni evliler- kalk lan bana kahvaltı hazırla diyor. boşanmış olabilirler, bilemiyorum.-

Bi kere bu evlilik denen taahhütü icat eden erkekler. Soylarının sürdüğünden emin olmak için. Bi kadın hamile kalır, istemese bilmezsin

-bakınız ana erkil dönemler-

Basar gider, çocuğunu bi yerde doğurur, ruhun duymaz. Bi çocuk doğsa da çocuğun senden olduğundan asla emin olamazsın

Eee malını mülkünü, soyunu sürdürecek çocuğa bırakmak isteyen erkek napacak, kadını evlilikle bağlayacak ki çocuktan emin olsun(olabilirse😛)

Sonra da 'vay kadınlar bizi kafese koyuyo'. Koydurma bebeyim. Kadınlar siz de yemeyin bu algı manipülasyonlarını. Ayaklanın

Kızlar uyanın. Evlilik erkekleri kafese atmak için kadınların uydurduğu bi şey diil. Erkeklerin sizi bağlamak için icat ettikleri bi şey

Geç evleneceksin. Bütün heveslerini almış olacaksın. Evliliğin ilk yıllarında aynı evde oturmayacaksın.Yaşlanıp,birbirine yoldaş olana kadar

Her evlilik ilk 7 yılın sonunda feshedilecek. İki taraf karşılıklı isterse tekrar evlenmek, evlenecek. Her 7 yılda bu tekrarlanacak

Kimse kimseyi çantada keklik görmeyecek. Her an gidebilecek olduğunu bilecek öbürünün

Bu mükemmel flood'ımı düğün resmimle bitireyim :)"

(fotoğraf için link'e tıklayın.)

Gelen cevaplar arasında şunu da çok sevdim, hemen boşanmış bir erkek arkadaş şunu yazdı:

Nihayetinde nafakayi, cocuklari, evi v.s.'yi genelde erkek almiyor ama...

Sayın anfırçınıtlı'dan gelen cevap: e bi bedeli olacak yaşatılan esaretin :)

1 Aralık 2015 Salı

günlük hayatta ve ilişkilerde erkek şiddeti üzerine

Bugün Twitter'da sevgili Meyrem aka Myriamonde nefis bir flood yazdı. O kadar şahane ve o kadar uzundu ki birisinin bir araya toplaması gerekiyordu. İzni kapar kapmaz giriştim.

Direkt linkinden okumak isteyenleri şöyle alalım:
https://twitter.com/myriamonde/status/671338996149166080

Şiddetin türlü türlü çeşidi var. Bunların çoğu günlük hayatımıza o kadar yapışmış durumda ki çoğunlukla fiziksel değilse ve günlük hayatın sözde gerekliliğine yedirilmişse çoğu kişi fark etmiyor bile. "Neden seni gecenin bir yarısında araması şiddet olsun?" "Beni kendi hayatı ve sınırları olan bir insan değil de onu memnun etmek üzere kurulu bir saat, bir eşya gibi görmesinden ötürü olmasın?"

Neyse Meyrem'in flood'u ziyadesiyle açıklıyor zaten, o zaman dans!

----------------------------

birlikte olduğu bir tek kadın hariç bütün kadınlara şiddet uygulamış bir erkek tanıyorum. her seferinde "sebebi" farklıydı ama aynı kapı hep

bazı kadınlar karşısında kendini güçsüz ve iktidarsız hissedip hırçın ve saldırgan oldu, bazı kadınları aşağı gördüğü için saygı duymadı.

her seferinde ufak tefek, çok fazla aşırı fazla insanın "normal" zannettiği şeylerle başladı şiddet uygulaması.

akşam yemeğine karar vermesi, kadınların HOF HYR İSTEMİYORM HFF O DA OLMAZlarla sürekli adamı memnun etmeye çalışan hizmetçilere dönmesiyle.

tabi ki sadece ve her seferinde bu değildi, ama genel davranış kalıbı bu: sıradan gündelik şeylere öyle tepkiler ver ki kadın sana çalışsın.

kadınlar zaten bunun normal bir şey olduğunu zannediyor, erkeğe çocuk gibi bakmayı falan yadırgamıyolar. sürekli memnun etme çabası.

onları da anlıyorum, çünkü böyle sosyalleştiriliyor kız çocukları, daha kendilerini bilmedikleri yaştan itibaren. anlayışlı ol. alttan al.

uyum sağla, taviz ver, duruma adapte ol. etkin olma, hayata karşı sürekli "tepki verir"konumda kal. bunu erkekler çok iyi biliyor & kullanıyor.

kadının ayakkabısını beğenmiyor, kilosunu beğenmiyor, yaptığı yemeği beğenmiyor, ilgi alanlarını beğenmiyor, arkadaşlarını beğenmiyor...

neyi beğenmediği çok kritik değil, zaten hiçbi boku beğenmiyo da, yani, "beğenmemek" ciddi bir silah. çünkü ortada bir varsayım var,

"bana beğendirmek zorundasın", her şeyi, kendini, benliğini; varoluşunu bana gerekçelendirmek zorundasın çünkü yoksa anlamsızsın, sen yoksun.

erkeği memnun ettiğin ölçüde yaşama imtiyazı elde edersin, yaşama hakkın yoktur, bu sana bahşedilen (ve bahşedilmeyebilecek olan) bir lüks.

bu gücü bu pezevenklere vermeyin allah aşkına. yani büyük resme bakınca hiçbirimizin teker teker elinde değil, bu varsayımla gelecek hepsi

ama bu varsayımlara hassiktir lan diyebilecek sosyal konuma sahip olan kadınlarsınız hepiniz, bunları okuyabiliyor olmanız bile buna işaret.

bari siz kabullenmeyin. bari siz aşkı sevgiyi ve insana dair her şeyi iktidar mücadelesine çeviren psikopatlara had bildirin.

mevzu fiziksel şiddete gelene kadar tepki vermemeyi anlayamıyorum. arkadaşlar yalnız ölsek bile yalnız ölmeyecek kadınlarız. yapmayın.

şiddet uygula(ya)madığı tek kadına neden şiddet uygulayamadığını düşünüp duruyorum bir süredir. ve geçen gün adını koydum:

bu kadın, ilişkinin daha canım cicim döneminde adamın ufak salvolarına HÖSSST diye tepki vermiş.

yaptığı yemeği beğenmeyince "iyi bari, sen yap da yiyelim" demek kadar basit şeylerden bahsediyorum.

çevirmen sözleşmelerimde "en az ortalama kalitede çeviri yapacağını taahhüt eder" falan gibi bi ifade oluyo. böyle bi sözleşme yapan var mı?

"yalnız kalmamak ve bazı ihtiyaçlarımı karşılatmak adına en az ortalama kalitede yemek yapacağımı taahhüt ederim" diye imza atmış olan?

hadi koca koca kadınlar bu halde, size noluyo ya, hayatının baharında çiçek gibi insansınız, bi kısmınız beyonce meşur olduktan sonra doğdu.

yapmayın. istemediğiniz cinsel aktiviteyi ısrarla "deneyen" sevgililerinize posta koyun. "ama belki bu sefer canınız çeker" diye yapmıyor,

belki iradenizi bu sefer kırabilir diye yapıyor. belki bu sefer yılarsınız da itiraz etmezsiniz.

irademiz zaten kırılmaya hazır, çünkü sanki yokmuş gibi kafamıza vura vura büyütüyorlar. en iyi niyetli aile bile en azından engelleyemiyor.

geçmişe şu an yapabileceğiniz bir şey yok tabi, ama hayatınızın herhangi bir noktasında durup irade inşa etmeye başlayabilirsiniz.

sürekli bir şeyleri beğenmeyen, sürekli karar alıcı, sürekli etkin, sürekli izleyen, sürekli *talep eden* konumdaki erkeklere katlanmayın.

bütttttttttüüüüün erkekler iş "ama çok seviyorum" noktasına gelmeden önce işaret verir, veriyor. işaretleri görün, işaretlere müdahale edin.

kendiniz için yapmıyorsanız sizden sonra darlayacağı kadın için yapın. bu adamlar otoriteleri hiç sorgulanmadan 30 yaşına geliyor.

random adamların karşısına geçip sizden her gün talep edilen şeyleri talep edebilir misiniz düşünsenize - ben edemezdim benden edilenleri.

niye? aşşşşırı ezik olduğum için mi? hayır, çünkü hadsizce bu tavırlar. karşısında insan olduğunu idrak etmeyen adamların tavırları.

sevgilisinden talep ettiği saçmalıkları hadi arkadaşını falan geçiyorum, erkekkardeşinden talep edebilir mi? annesinden ettiğini babasından?

bunlar hep hadsizlik. had hudud bilmeyecek şekilde yetiştiriliyor bu insanlar. efes satan bakkala gidip her gün tuborg yok mu diyemez,

ama sana her sevişmede ya anal mı denesek diyebilir. çünkü sen saygı duyduğu gerçek ve tam bir varlık değilsin. yani öyle zannediyor.

başta bahsettiğim adam bi kadının kendisinden sosyal konum olarak daha yukarda olmasını hazmedemeyip kadını başka yerlerden ezmeye çalışırdı

o kadın da yalnız kalmaktan korktuğu için çok uzun bir süre katlandı bu adama. ama yalnız kalsak ne olur? yani daha kötü ne olabilir?

sürekli terörize edilmekten daha mı kötü yalnız kalmak? sürekli hesap vermekten, sürekli kendini kontrol etmekten daha mı kötü?

bu adamların vaatleri sandıkları ve bizi inandırmaya çalıştıkları kadar büyük değil. alt tarafı musluk tamir etmek falan.

değmez, değmedi, değmiyor. karşısında insan olduğunu kafasına vura vura öğreteceğiz gerekirse.

"adeta bir erkekle muhatap oluyormuş gibi" davranacaklar bize de. var olmak, insan suretinde dünyaya gelmek hasebiyle hak ediyoruz bunu.

bir irademiz olduğunu ve birtakım şeyleri(herhangi bir şeyi) onların değerlendirmesine sunmak adına değil x sebeple yaptığımızı öğrenecekler

bir kadının boğazına sarılabilen adam, diğer bir kadına "evi iyi temizlemiyon" bile diyemedi. gözümle gördüm. diğer kadın olacağız.

haddini bilmeyen bu yavşak oğlu yavşaklara hadlerini biz bildireceğiz.

herkes hayatının sorumluluğunu ve yükünü kendi taşıyacak, üstümüze yıktırmayacağız.

seni yanımda gezdirmekten utanıyorum diyebilen yavşaklara "kk byz" demeyi bilecek olan siz değilsiniz de kim?

gezdirme lan, yanında gezdirmelik manken tut, bana ne? bizim eğitimimiz var, paramız var, arkadaşlarımız var, hobilerimiz var.

biz kimseye muhtaç değiliz. bunu bilmiyorlar. çocuk doğurmak için bile boklu pipisine muhtaç değiliz kimsenin.

şu an istese 1 hafta içinde hamile kalamayacak takipçim var mı?

biz kimseye muhtaç değiliz, bazen kendimiz bile bilmiyoruz. katlanıyoruz davarlara. katlanmamıza g e r e k y o k arkadaşlar. bu kadar basit.

bu saçmalıklara katlanmadığımızda aç-açıkta ztn kalmayacağız da, yalnız da kalmayacağız. kendi hayatımız var. yokmuş gibi davranıyolar, var.

hocanın tacizi, patronun baskısı gibi değil bu iş. bunlara karşı belli miktarlarda güçsüzüz evet, çünkü bu insanların dışsal bi iktidarı var.

bu yüzden bunlara karşı birtakım mücadele yöntemleri geliştirmeye çalışıyoruz. ama sevgilimizin böyle dışsal bir iktidarı yok.

izin verdiğimiz kadarı var. bu yüzden küçük kızların peşinde koşan yavşaklardan tiksiniyorum, *bilmeyene* yürüyüp normal bu zannettiriyorlar.

adi yaratıklar daha üstüne yüklenen şartlanmayı silkeleyemeden ağına düşürmeye, ele geçirmeye çalışıyor gencecik kadınları.

zaten toplum içinde bunun normal olduğuna kandırılmışız, "bi dakka lan" diyemeden ne sömürse kardır bu yaratıklara.

böyle bir canavar portresi çiziyorum ama canavar değil, normal, sıradan, her gün gördüğümüz tipler bunlar. çoğu bilinçli bir şey yapmıyor,

ama bilinçli yapmayışı yaptığının altında bunlar olduğu gerçeğini de değiştirmiyor. bilinçli yapmasına gerek yok, yapıyor.

iyisi mii gideyim de kendime ütü yapacak bi mal bulayım demiyo çoğu, gerek yok ki, hayatın sıradan akışı bu zaten.

hayat ona zaten böyle boktan şeylerle uğraşmasına gerek olmadığını, ona uygun bir hizmetçinin sağlanacağını vaad etmiş.

ama bu adamlar öğrenecek, teker teker öğrenecek, "iyi niyetli/bilinçsiz" olan "ha pardon" diyip geri basmayı öğrenecek,

öbürü de yediremeyeceğini. seni beni yenemeyeceğini, sana bana karşı tehdit olarak kullandıkları "çekip gitme" kozunun bizde de olduğunu.

çekin gidin, en ufak bir şiddet emaresinde çekin gidin. yedirebildiğini yapar çünkü. dayak atmak yemiyorsa duygusal şiddet uygular.

ben işime gücüme bakarken sen benim zaman ayırmamam için benim hizmetimi gör diyemiyorsa, siyasi görüşünü aşağılar.

aman da ne kadar şerefli olduğu için sana vurmasın diye duvara fırlattığı o eşya seni korkutmaya odaklıdır hala,

şiddet tehdidi sindirmek için çoğu zaman yeterlidir zaten. telefonu kafana atmaması seni sevdiğinden değil, mühendislikten.

ekonomik davranmaktan falan. sadece bir adet tabak fırlatarak elde edebileceği sonucu niye dövme eforu harcayarak elde etsin?

asgari eforla azami sonuç elde etmeye odaklıdır bütün küçük şiddetcikler. yemeyin. allah aşkına yemeyin.

"bir adamın dövemediği tek kadın olmak" ne kadar ağır. önce bu kadın olacağız, sonra "2kadından biri", sonra "10kadından biri", böyle böyle.

yüzümüze kezzap atılması tehdidiyle yaşamıyoruz diye götü yaymayacağız. en ufak bir şeye tahammül etmeyeceğiz.

bu tweetleri okuyan kadınları alıp hayatta görmedikleri, tanımadıkları, bir tek jestini bilmedikleri bir ülkeye atsak hayatta kalırlar.

babasını yenmiş kadınlarsınız, türkiyeyi yenmiş kadınlarsınız, boklu bir pipiye tahammül etmeyin kendi aşkınıza.

sevginizi silaha çevirmesine izin vermeyin bu lalelerin. insan gibi davranılmayı talep edeceğiz tabi lan, alt tarafı sevdik yani nedir.

bizim sevgimiz de bazen sevgi değil, çünkü biz de hastayız, biz de saçma sapan şeyleri sevgi sanıyoruz ama onlarınki hiç değil.

sevgi iktidar değil, baskı değil, zorlama değil, katlanma değil. hayatımızda sevgi olacaksa insan sevgisi olacak, eşya sevgisi değil.

eşya sevgisiyle insan sevgisi arasında şöyle birtakım farklar olduğundan bahsetmiştim alakasız bi mevzuda:
eşyanın işlevi vardır, o işlev ihtiyacınıza uygunsa o eşyayı eşya sever gibi seversiniz.insan böyle olmaz. insan sevmek uzun sürer hiç yoksa

biz insanız, biz bir işlev yerine getiren eşyalar değiliz. bize böyle davranmayı öğrenecekler, öğreteceğiz. katlanmayın.

her şeyi sürekli tekrar etmek ve sonsuza kadar dakikada 1 tweet ile devam etmek istiyorum ama burada bırakayım. katlanmayanlardan aro.


-----------------------------

Eşyanın işlevi ile başlayan tweet'in olduğu flood'u da önemli bir flood, çıkış mevzusunu ben de bilmiyorum. Şimdi de onu okuyalım:

Link'ten okumak isteyenler şöyle geçsin: https://twitter.com/myriamonde/status/642263376056483840

------------------------------------

dün geceki mevzuya dair: öyle olmadığı belli aslında ama diyelim ki öyle, diyelim ki iki bekar insan birbirlerine seni seviyorum diyor,

SO. FUCKING. WHAT. incelige, güzelliğe, iyiliğe bu kadar mı alerjik olur bir davar sürüsü ya. bu kadar mı. hiç mi birini sevmediler?

hiç mi biri için endişe etmediler, hiç mi içimde kalmasın söyleyeyim demediler? hiç mi darda kalıp birine hasret çekmediler?

bu bu kadarlık mevzu değil, bu bu ülkenin hastalıklı insan yetiştirmesinin boktan ufak bi tezahürü. bi insanı sevmeyi gerçekten bilmiyolar.

sevdiklerini iddia ettikleri insanları eşya sever gibi seviyorlar. insan sevmekten bihaberler. karşılarında oyuncak var gibi sevmeleri.

sevmenin insanın tapusunu almak, üstünde hak iddia etmek, tuhaf bir biçimde bir insanı ezebilme ehliyeti almak olduğunu sanıyorlar.

hayatında bir adet insan evladını bir anlığına sevmiş olan anlar o duyguyu. yaratık bunlar. canavarlastirildiklarini bile bilmiyorlar.

yoldaşligi geçtim, yarenlik nedir bilmiyorlar. insani ilişkiden dışlandılar, sadece kendileri gibi olanların dayattığı biçimleri biliyolar.

ama onlar da eskiden insandı. sonra yaptıkları insani hareketlerin ezilmesine, bastirilmasina karşı koymadilar. birini sevmeyi ogrenemediler.

kafalarına kaliplarla vuruldu ve onlar yenildi. kalıplar kazandı. sürüye bir sığır daha eklendi. her şey bir güç dengesine dönüştü.

hayatında hiç "eşiti" olmayan sey'lere dönüştüler. astlari ve üstleri var. oysa insan sadece eşitini sevebilir.

insanlığı sevdiğim ölçüde nefret ediyorum bunlardan. keşke bu kadar kalabalık olmasalardı.

ama tek olayları zaten kalabalık olmak. bu kalabalık azalamaz, direkt yok olur. özü, temeli, tüm vasfı kalabalık olmak bunların.

öz iradesini guruh'a teslim edip yaşama sorumluluğundan sıyrılan bir pis kalabalık. oysa insan iradesiyle vardır.

siz sevdiğiniz insanları nasıl sevdiniz? insan taninmadan sevilmez mesela.

görür görmez olan şey "begenme"dir, sonra bir şey yapar, iyi bir şeyler yapar ve seversiniz. insan, varoluşu öğrenildikce sevilir.

kuytularini keşfetmeden bir insanı sevemezsiniz. bilmeye emek harcamadan sevilen şey eşyadir.

eşyanın işlevi vardır, o işlev ihtiyacınıza uygunsa o eşyayı eşya sever gibi seversiniz.insan böyle olmaz. insan sevmek uzun sürer hiç yoksa

ve başa dönüyorum, hayatında bi tek insanı bi anlığına sevmiş olan o mesajları anlar. kaygıyı, hasreti, hüznü. ama hayır, çünkü insan değil.

-------------------------

Özgür, Murat, Aykut, Deniz, yukarıdaki satırlarda siz varsınız ve bu yüzden hayatımda yoksunuz. Ve diğerleri, siz de tam bu nedenle olmayacaksınız.

Sağlam duran kadınlara selam olsun!

8 Aralık 2013 Pazar

seks üzerine eski bir yazı

Vaktiyle, yani develer tellal, pireler berberken sözlükte "Kadınların sevişme travması" diye bir başlık açmıştı sevdiğimiz bir erkek arkadaşımız ve birimizin "öff yine mi travma demiş o," serzenişi üzerine sevişme ve kadınlar üzerine ufkunu açmaya çalışmıştık, o günkü karalama:

toplum, tabu, ahlak, namus gibi sikindirik mevzulara girmeden yapılmış bir deneyi hatırlattı bana. kadınların cinsellik konusundaki çekincesi sadece bunlara dayanmaz hem. kadın fiziki olarak yani kas gücü olarak erkekten genelde daha güçsüz olduğu için karşısındakine güvenmek ister. kimse kendisini sokakta bulmuyor sonuçta. diyelim ki bir güven problemi yok. kadını seks için tetikleyen etkenler ile erkeğinkiler farklıdır. bir erkeğe hayır diyen kadının mutlaka bir travma yaşaması gerekmiyor yani.
yapılan deneye gelince, şimdi the anarchitect anlatmıştı, kaynak için ona başvuracağız. dolayısı ile kim yaptı tam olarak bilmiyorum. 

farklı kültürlerden on erkek seçiliyor. mümkün oldukça çeşitlilik önemli. 
seçilen bir kadın bu on erkeğin yanına direkt gidip "sevişelim mi?" diyor, erkeklerin 10'da 9'u kabul ediyor.
farklı kültürlerden on kadın seçiliyor. seçilen bir erkek bu on kadının yanına direkt gidip "sevişelim mi?" diyor. kadınların 10'undan 9'u reddediyor. sadece biri kabul ediyor.

bir diğer deney, kadınlar ve erkelerden bir bara girmeleri isteniyor. rahat olun deniyor. 
bir erkek bir ortama girdiğinde ilk baktığı kısım insanların göğüs hizası, eğer göğüsleri beğenirse yüze bakıyor. garson kız geliyor, kızın önce göğüslerine bakıyor, 
sipariş sırasında yarım yamalak yüzüne bakıp döndüğünde ise poposunu inceliyor. bir erkek aynı zamanda on kişiyi kesebiliyor.
bir kadın bir ortama girdiğinde ilk baktığı kısım insanların yüzleri. kadının eşcinsel olup olmadığını bilmiyorum, olsa da durumun pek değişeceğini sanmıyorum. garson kız kısmında kızın direkt yüzüne bakarak sipariş veriyor. neyse sonra yüzleri incelemeye devam ediyor. ve bir kişinin yüzünü beğenirse tamamını incelemeye başlıyor. bir kadın aynı zamanda tek bir kişiyi kesiyor ama elin üzerindeki tüye kadar inceliyor.

ota boka travma derseniz, mevzunun özü kaçabilir.

duch von souch editi: bbc'nin insan içgüdüsü belgeseli imiş bu. danke!

30 Mayıs 2012 Çarşamba

Sağlık Bakanlığı

Geçen sene yazdığım bir yazı var.


Bakın ne yazmışım geçen sene sağlık bakanlığı ile ilgili  utanmadan gebelik ve kürtaj var mı diye sormuşlardı....


https://twitter.com/deliberte/status/207572421291687936



aile hekimliğinin gelmesi ile beraber kadınların doğurganlık istatistiklerini tutmaya karar vermiş kurum. bre sağlık bakanlığı, sen ki evli olmayan kadınlar hamile kaldığında devlet hastanesinden ne doğum süreci ne de kürtaj için yararlandırmıyorsun. evli olmayan kadının kültüründe seksin işi ne? evlinin bile yok sana göre. 


ne oldu? kadınlar üç çocuk doğurmayınca şunları bir de biz kontrol edelim, pisliğine mi doğurmuyorlar mı dedin? madem ilgilisin aile planlamaya önem veriyorsun, bundan sonra kadınlara evli veya bekar olması önem gözetmeksizin aynı hizmeti sunmaya karar verdiysen amenna. ki sen de biliyorsun ki yakın bir zamanda böyle bir yasa çıkmayacak. rica ediyorum beni utandır. yoksa istatistik malzemesi gibi hissettirip önem veriyormuş gibi yapmakla olmuyor bu işler. 


yoksa özel kurumlara ne kadar kazanç sağladığını mı hesaplayacaksın? ne yapsam, ne etsem bu kayıt altına alma ile ilgili olumlu bir yön bulamadım. güya kontrol içinmiş... bir de mememi bol bol elleyecekmişim. çok yararlı. 


bu arada artık aile hekiminizden korunma yöntemi için ne kullanıyorsanız ondan talep edebiliyorsunuz. doğum kontrol hapı ve prezervatif. fazla hayale de dalmamak lazım.


neyse, umarım bu konuda yanılırım. kendimi resmen kirlenmiş hissediyorum böyle, bir istatistik gibi kullanılıp atılmış... devlet, ya doğru düzgün hizmet ver ya da çek elini rahmimden. ben ona senden iyi bakıyorum. 


daha da nasıl anlatılabilir ki?
(deliberte, 11.02.2011 15:56)

27 Nisan 2012 Cuma

Bulantı Hikayeleri

Çok uzun süredir yediğimi midemde tutamamak ve dahi mideme gönderememk gibi dertlerden muzdarip olduğumu yazdım, çizdim. herkes grip gibi geçici bir şey sandı. Değildi, değil... yanına kramplar, ağrılar da ekleyerek devam ediyor, hala neyin bana dokunacağını bilemeden yaşıyorum, öyle ki yeri geliyor içtiğim su bile "dokunuyor". Midemde bir şey kalmıyor, ben hala öğürerek kasılıp kalıyorum, beynime 'çıkacak bir şey kalmadı, aloooğğğ' sinyalleri gönderiyorum. Nasıl sinyallerse onlar artık... Çok uzun saatler bir şey yiyemiyorum kumsanın ardından, yersem o da gidiyor ki canım istemiyor. Şaka maka aylardır süren ve yaşam kalitemin içine eden bulantı ve saz arkadaşları berte'yi içten çökertme teşkilatı kurdu diye endişe ediyorum, o derece.


Bilenler bilir, çok da "yamuk" bir insan değilimdir, rüzgar esse üşürüm falan da geçici ki bunlar. Midem için de içinde olduğum ve belki de olduğumu fark etmediğim durumun yansıması, bir başka deyişle psikosomatik diye geçiştirdim hep. Ben toparladıkça o da toparlayacaktı, burada hafiften şizofren eğilim gösterdiğimin farkındayım, insanın midesinden ayrısı gayrısı olur mu? Olaylar umduğum gibi gelişmedi, fil fareyi ezdi geçti. Ben beslenemedikçe halsiz kaldım, halsiz kaldıkça beslenemedim hayat kalitesi diye bir şeyim kalmadı, sürekli hasta olduğum için kendimden nefret etmeye başladım bir ara, sonra saçmalama kuzen! diyerek kendime geldim, hala beni zorluyordu. Evden çıkamaz olmuştum, okul, hastane, adliye, cami gibi gitmem gereken yerlere gidemiyordum, şehir değiştiremiyordum, hatta Nilüfer Turizm maceramı da buraya yazmıştım. 


Kimse durumun bu kadar kötü olduğunu tahmin etmedi. Sadece durumumu internet üzerinden de olsa yakından bilen bir arkadaşım Ocak ayı itibarı ile endoskopi yaptırmam için baskı yapmaya başladı, aile geçmişimden, kirli aile geçmişimden dolayı korkuyordu. Kusma dediğin bu kadar sürmez, bir ara geçer... Geçmedi. Arkadaşım hala ısrarlı, ben ise aile hekimi ve benzerinin de endişeleri ile yeni yeni hastane yolunu tuttum, o da istemeye istemeye. Sorunun bu kadar sürmesinden kelli organik olduğundan korktuğumu, gerekli tetkikleri yaptırıp eğer psikosomatikse rahat rahat kusmaya devam edeceğimi söyledim. Gittiğim hastane annemin vefat ettiği hastane, doktorlar tanıdık. Beni annemin son dönemlerinde görmüşler, beynimi kullanarak her şeyi yenebileceğimi söyledi cümbüş doktorumuz, o zaman anladım ki ben yaşadığım sıkıntıları yüzüme yansıtmıyorum, halbuki o gün bıçak sokmuş gibi kramplar da başlamıştı... Ne kabus!


Çok uzattım, benim durumum hala belli değil, gastroenterelogdan randevu düşürmeye çalışıp başaramıyorum şimdilik. Durumumun nedenleri üzerine konuşurken aile hekiminin anlattığı bir bulantı hikayesi dikkatimi çekti.


Bir adamın 40 45 yaşlarına kadar sürekli midesi bulanıyor, testeler yapılıyor, yok, o şu bu... yok, hiçbir tedaviye cevap vermiyor. Durum böyle olunca psikiyatriye yönlendiriyorlar. Sorun ortaya çıkıyor. Doğu, abisinin hanımı ile 8 yaşındayken evlendiriliyor "töre gereği", evet, 8 yaşındayken, kadın ise 20 25 yaşlarında. Meğer kadın bunu her sabah yokluyormuş erkek oldun mu diye, kadınla elbette evli kalmış, ilerleyen vakitlerde çocukları da olmuş ama bu bulantı musallat olmuş. Adam 40 civarı yaşa kadar bu illeti çekiyor, sonra kadından boşanıyor, bulantılar kesiliyor. Düşünsenize, 40 yaşındayım, 32 senelik eşimden ayrıldım diyen biri... Neyse ki bir şekilde ortaya çıkmış da ömrünün sonuna kadar çekmemiş. Aile hekimi bulantının sebebi bir kadın bile olabilir diyerek anlatmıştı. 


Bu arada ben de ağrı ve bulantılarımla yaşamayı öğreniyorum, kusarsam kusarım diyerek dışarı çıkıyorum, yalnız elimdeki uçaklarda verilen kusma kağıtlarından kalmadı, her türlü bağışı kabul ederim, naylon poşet çevreye daha fazla rahatsızlık veriyor. Ben çevreye verdiğim rahatsızlıktan ötürü özür dilerim de çevrenin bana verdiği rahatsızlık için kim özür dileyecek? 


Varoluş kaygıları, varolmanın bulantı yaratan hafifliği gibi argümanlarla geleni peşin dövüyorum, söyleyeyim. Fiziksel olarak kesintisiz bulantı hissetmeden de varoluş acısı çekebilir bir insan.


Organikse organik, psikosomatikse psikosomatik, bulacağım seni bulantımın sebebi! (Böyle göz dağı ile, isyankar, yeneceğim seni İstanbul'umsu bir final işte)

28 Ocak 2012 Cumartesi

ailesiyle yaşayan 30 yaş üstü kadınlar


aile ile beraber yaşamayı ütü yok, çamaşır yok, bulaşık yok, temizlik yok, kira yok, fatura yok diye tercih ediyorlarsa, bir tercihse tabi, ya da avantajlarının bunlar olduğunu düşünüyorlarsa, kendi ayakları üzerinde duramayan acınası kadınlardır gerçekten. o aile senin kölen ya da hizmetçin değildir, o yaştan sonra finansörün olmak zorunda da değildir.


kadın ya da erkek olman fark etmez, aile ile yaşamanın artıları ve eksileri vardır. hayatın boyunca hep ailenin boyunduruğu altında yaşadıysan ve böyle düşünüyorsan hayatın boyunca kendi ayakların üzerinde duramayacaksın demektir. esas acınası olan da bu bence.


kadın veya erkek 30 yaş üstü ailesi ile yaşayan birey, hala parazit gibi yaşıyorsa ya da beraber yaşamadan aklına parazitlik geliyorsa acınası olan budur.


yok eğer o birey kendi ayakları üzerinde durmanın ne demek olduğunu biliyorsa ve zamanında kendi ayakları üzerinde durmuşsa ve buna rağmen çeşitli koşullardan ötürü, efenim hastalık olur bir şey olur, böyle bir zorunluluğu ortaya çıktıysa, hakkında atıp tutmaya ve acımaya kalkan herkese bok yemek düşer.


dezavantajları o evde yaşayan tek kişi olmadığınız için düzeninizi de istediğiniz gibi ayarlayamamak olur olsa olsa. ama bir arkadaşını, sevgilinizi eve davet edemiyorsanız sırf aile ile olduğunuzdan dolayı, ailenin mazbut yapısından dolayı ya da bilemedim, elbette bu üzücü bir durum. yine de kişi bunu tercih ediyorsa bana ve hepimize bok yemek düşer. ve kendi düşen ağlamaz. elbette sadece sizin alanınız olan bir mekana ve paylaşılan bir mekana birisini, sevgili olur, arkadaş olur, davet etmek ve beraber vakit geçirmek farklıdır. sonuçta ev arkadaşınız bile olsa bu alanı bölebilir. aile olması şart değil. ev arkadaşlarının kısıtlamaları size engel oluyor olabilir. bu aileden daha kötü bir durum bence. ailede kuşak farkı, bilmemney deyip atarsın suçu en fazla ama ailenle olmamak için seçtiğin ev arkadaşınla da bu kısıtlamalar söz konusu oluyorsa, o daha fena bir durumdur. yaşam alanına saygı duymak gerekir, ev arkadaşı kısıtlamaları ise çok başka bir şeydir, neyse konuyu dağıtmayalım.


efenim bu kadın veya erkek, cinsiyet hiç önemli değil, emin olun ki her gece eve kimi atsam diye düşünen, partner adaylarını eve çağırıp tahrik edip siktir çeken, kendisini dünyanın merkezi sanan, ruh hastası, iç dünyasında ölümüne mutsuz ve huzursuz, doyumsuz, dışarıdan sert içeriden güvensiz kadınlarla veya erkeklerle karşılaştırıldıklarında kimin durumunun acınası olduğu ortada iken kendisinin durumunu 'yazık' olarak ifade edenlere göre çok daha sağlam bir konumdadırlar.


kısacası; (bkz: yanılıyorsunuz yarram)


(17.10.2010 15:52)

rakı içen kadın


sivrisinek taarruzlarına en çok maruz kalan kadındır. rakıya sivri gelmez diye duymuştur, sonra sabahları üzerinde sarhoş olmuş sivrilerle uyanmaya başlayınca sivrisinek evcilleştirme yönünde ciddi bir adım attığını fark etmiştir.


bu sivrisinek bilgisi çok goy goy gelmiş olabilir ama böyle bir şey var, gerçi kanınız tatlıysa zehir içseniz de tatlı.


bir yandan rakı içen kadın genelde bu mesleğe rakı içen kız çocuğu olarak başlamıştır. babasının yemeklerde "gel kızım bir fırt çek, amcalar görsün" demesi ile babayı amcalara mahcup etmemek için fırt çeke çeke daha 5 yaşında cemiyetlerde yarım kadeh rakı içmeye başlamıştır yüzünü buruştura buruştura. 


ortaokulda eve ilk defa bira ile gelip "içeceğim" dediğinde "yavrum babanla rakı içsene onu içeceğine" denmiştir bu kıza.


sonra sırf babasına eşlik etmek için sevmese de rakı içmiştir karşılıklı.


başkalarına babadan ne miras kalır bilemiyorum ama bu kıza "rakı içmek" miras kalmıştır. öyle ki babanın arkadaşları arkadaşlarının özlemine bu kızla rakı içerler. ne zaman ziyaretlerine gitse rakı sofrası kurulur hemen...


bir de utanmadan sek içer bu kız rakıyı, sonra mide alarm verince bu lüksünden vazgeçmek zorunda kalır.


sonra büyür bu genç kız, kadın olur, rakı içen kadın olur.


olur öyle...


(06.07.2010 17:07)